Telefonun Suya Düşerse
Dün yine canım İstanbul çekti. Markette incir görünce sezonun son incirleri deyip tadımlık aldım sonra da kendimi Erzurum'un sahiline attım. Sahil dediğim yapay bir havuz :) öyle devasa bir şey değil ama işte yine de insanda güzel bir his bırakıyor. Gittim işte bizim sahile karşı dalından incir yemeye. Benim için bir hakikat var bir de onu nasıl görüp yorumladığım. Ben o an İstanbul'da Balat sahilde dalından kopardığım incirlern tadına bakıyprdum. Fakat bir dakika önce düşündüğüm şey oldu ve twlefonum oturduğum kamelyadan düşüp dalgaların arasında kayboldu. Fakat ondan böyle kolay vazgeçemedim. En azından bir mezarı olmalıydı. Arama kurtarma çalışması başlamalıydım. Önce Yunuslara doğru yürüdüm. Yunus dediğim deniz bisikleti. Bir şekilde suya girecek ve telefonumu arayacaktım. Fakat Yunusların işletmesini yapan arkadaş ben size yardım edemem dedi. (yasakmış!) Neyse sonra tekrar olay mahalline döndüm. Yapay gözümüzün derinliğini dört metre olduğunu iddia edip gözümü korkutmaya çalıştılar ve fakat onlara inanmadım ve sulara daldım. Su benim bacak boyuma geliyordu. Bacak boyum da frna değil ama dört metre de değil yani :) neyse ellerimle arama kurtarma çalışması yapsam da başarılı olamadım. Malum burası Erzurum, su buz gibi. Yine de telefonumu bulmadan çıkmak gibi bir niyetim yoktu. Sonra güvenlik geldi. "Bugün git yarın gel mesai saati bitti şimdi arayamayız" dedi. Yarına kadar sular altında kalan bir telefondan nasıl bir hayır gelecekse. "Sizden yardım istemedim" dedim. "Ben kendi telefonumu kurtarırım." Sonra bir adam geldi elinde matkapla yürüme yolundaki ahşapları söktü. Ve elini sulara daldırdı. bir çok mutfak araç gereci çıkardıktan sonra nihayet benim telefonuma ulaşıldı. Aradan muhtemelen bir saat geçmişti. Telefon ekranında görüntü yoktu ama ben helal kazandığıma inanırırım, o yüzden telefonumun kurtulacağına da inancım sonsuzdu. Sırılsıklam bir halde eve döndüm. Önce telefonumu kurtarmak için saç kurutma makinası ve pirince yatırma yöntemlerini denemek istemiştim ama sonra işi riske atmama kararı aldım. Biraz saç kurutma biraz da elektrik süpürgesi ile ilkyardım faaliyeti yürütsem de keşke en baştan telefoncuya gitseydim diyorum. Çünkü telefon elime geçtiğinde hala mesaj gelince titrediğini hissediyordum. Hatta bir süre sonra ekran anlık gelip gitti. Bu durum bana hala umut var dedirtti. Telefoncu telefonu açtığında hızlı kurutma yöntemlerinin çürümeyi hızlandırabileceğinden bahsetti. Biraz oksitlenme olmuş dedi. Bir gün yoğun bakımda kalacak. Bir gün sonra beni arayan doktor, telefonunuz hayatta fakat açma kapama tuşu çalışmıyor dedi. Benim için bu bir mucize gibi bir şeydi. Bir saat sular altında kalıp hala hayatta olması gerçekten alkışa şayan. Normalde bozulmasına çok üzülmeyeceğim ve bu kadar da peşine düşmeyeceğim bir mevzu fakat bu ay arabamı yeniledim. Ve ciddi anlamda borçlandım. Yeni bir telefon almam zor. Üstüne üstük anı biriktirmeyi seven biri için telefonumdaki fotoğraflar videolar telefondan daha değerli.
Sonuç olarak bugün bu yazıyı hayata yeniden başlayan telefonumla yazıyorum. Umarım borçlarım bitene kadar bana veda etmez.
Eğer sizin de başınıza böyle bir şey gelirse kolay vazgeçmeyin, ümidinizi hemen kesmeyin ve doğru ilk yardımı uygulayın işinizi riske atmayın diye yazdım bu yazıyı. Ve yine kendime bir çıkarım yaparak kapatayım mevzuyu. Telefonu için bile bu kadar mücadele veren ve bırakıp gitmeyen bir kadın sevdiğinden sizce öyle kolay vazgeçer mi? Eğer sevdikleri gerçekten git demezse ne yaparlarsa yapsonlar obları bırakıp gitmez bu kadın. Bu böyle de biline :)
Selametle

Yorumlar
Yorum Gönder