ÖĞRETMENLERİN RUHUNA

Dün öğretmenler günüydü. Öğretmenlikte 10. senemi tamamladım. İlk defa bu sene "işe gitme" tabirini kullanıyorum. Benim için öğretmenlik bir iş değildi çünkü. Ben okuluna koşarak giden, okul bittiğinde öğretmenler odasını apar topar terk eden öğretmenlere şaşkınlıkla bakan hatta hiç işi yokken dahi orada olmaktan mutluluk duyan biriydim. Ben her pazartesi ve cuma İstiklal Marşı'nı okurken bana bu anı tekrar tekrar Yaşatan'a dua ederdim. 10 senede ne değişti? Hak etmediğim o kadar çok şey yaşadım ki. Üstelik sırf çalıştığım için oldu bütün bunlar. Herkes gibi meseleye bir iş gibi bakmadığım için. Ne varsa "ben yaparım" dediğim için. Sonra öğretmenler odasında tanıdıklarım. Dost, arkadaş sandıklarım. Sevip değer verdiklerim. Kime "can" dediysem "canın çıksın" dedi. Arkamı döndüğümde kimseyi bulamadım. Her geçen gün biraz daha yalnız kaldım. Ve öğrencilerim.. Hiç bir zaman çok başarılı öğrencilerin olduğu bir okulda çalışmadım. Öğrencilerim genel olarak algıları düşük çocuklardı. Ama derdim de onları uzaya çıkarmak değildi. Benim onlara katabileceğim şeyler bilgiden öte saygı, görgü, doğru düşünebilme, kendi yolunu bulabilme, insan olabilme becerisiydi. Hala da bunun için çabalıyorum. Fakat artık öğrenci profilim hiç bir şey yapmak istemeyen bir profil. Ekran bağımlısı, telefonla uyuşan, elinden telefon alınınca sudan çıkmış balığa dönen, odaklanma süresi kısa, merak duygusu yerlerde bir profil. Hasılı ne öğrenciden, ne öğretmenden ve ne de idareden yana tutunabileceğim bir dalım kalmadı. Mesleğe ilk başladığımda maaş vermeseler de ben bu işi yaparım derdim şimdi sırf maaşımı almak için bu işi yapıyorum. Peki sorun nerede? Mücevherini çakıl taşına döndüren bu sistem ne zaman değişecek? Hak etmeyenlerin idareci koltuklarında oturduğu, yaşken eğilebilecek öğrencilere torpilli öğretmenlerin ders verebildiği, işini hakkıyla yapanların paydaşları tarafından mobbinge uğratıldığı bu sistemi kim değiştirebilecek? Yahut değiştirmek isteyen var mı? Eğer gerçekten maddi kaygılarım olmasa hiç düşünmeden istifa edeceğim bu meslekte ne kadar daha dayanacağım? Buna tükenmişlik sendromu mu diyorlar, bilmiyorum. Ama okula gitmek istemiyorum. 40. yaşımda ilk defa okula gitmek istemiyorum.İlk defa öğretmenler gününü kutlamadım. İlk defa öğretmen gibi hissetmiyorum. Dün ataması yapılan bir öğretmenin sevincine şahit oldum. Silopi'ye gideceği için mutluluktan uçuyordu. Ona on sene sonraki halin burada diyemedim. Heyecanını öldürecekler, seni öldürecekler diyemedim.. Öğretmenlik bir meslek değildir, ruh işidir. Ruhu alınmış bir öğretmenden kime ne hayır gelir? Selametle..

Yorumlar

Popüler Yayınlar