Bir Garip Bilmece

Aşk hayatımdaki başarısızlığın en büyük başarım olduğu aşikar. Ne yaparsam yapayım olduramadığım bir konu burası. İçimdeki anlam arayışının bir ayağı da bu konuyla ilgileniyor tabi ki. Hayat serüvenimin bir numaralı sorusu "ne bileyim gerçek ne" sorusu malumunuz. İşte bu sorunun aşk hayatıma yansımaları da bir sonraki paragrafta. Şimdi, görücü maceralarımı sıkı okurlarım biliyor. O kısım hayatımın baya büyük bir kısmında epeyce bir yer kapladı fakat sonuç hiç bir zaman olumlu olmadı. Bugün geçmişe dönüp baktığımda bütün bu görüşmeleri yaparken asla evlenmek istemediğimi, aslında oraya öylesine gittiğimi, yine olmadı deyip üzerimdeki yükü attığımı fark ediyorum. Ben bu tür bir evliliği hiç istemedim. Ama içimdeki ben ise henüz istemediği şeylere hayır diyecek noktada değildi. İkinci aşama "artık evleneceğim kişiyi kendim bulmalıyım" evresiydi. Bu evrede görücülerle aramdaki aile duvarını yıkıp kendi iletişimimi kuruyor, makul bulduklarımla bir görüşme gerçekleştiriyordum. Fakat bu aşamanın sıkıntısı da yine asla duygunun olmadığı tamamen mantıkla hareket ettiğim bir aşama olmasıydı.Hal böyle olunca da hiç bir görüşme ciddi bir adıma ilerleyemiyordu. Sonra başka bir aşamaya geçtim, sevmeye çalışma aşaması. Bu aşama da öyle "gördüm vuruldum" aşaması hiç olmadı. Önce gördüm ve mantıken "ben bunla olabilirim" dedim. Sonra kendi kendimi o kişiye yoğunlaştırarak bir şekilde duygu oluşturdum. Fakat burada da ben duyguyu oluşturana kadar muhtemelen karşı tarafa mesafeli yaklaşımımım nedeniyle oradaki heyecanın azalması ile son buldu. Yahut başka bir şey henüz bu kısmı tam çözümleyebilmiş değilim çünkü konu sadece benimle alakalı değil. Karşı tarafın duygularına düşüncelerine tam olarak hakim olamadığımdan ve her ne hikmetse karşı tarafın da (kişiler farklı olsa da) hep aynı yaklaşımda olmasından yani hiç bir zaman dürüstçe neden olmayacağını söylememelerinden bu mesele hep bir gizem barındırıyor bünyesinde..Ve bu üçüncü aşama beni en çok zorlayan aşama oluyor. Çünkü sorunun kaynağını bilememek meseleyi çözememekle sonuçlanıyor.Dün bir arkadaşa sordum. Bu kişi bir erkek ve çok fazla ilişkisi olmuş biri. Hem yıllardır unutamadığı bir kadın var hem de öylesine takıldığı kadınlar.. Yani bir erkek düşünce sistemine benden çok daha vakıf olduğu aşikar. Durumumu anlattım ve dedim ki neden benim istediğim insanlar beni istemedi, sıkıntı bende mi? Anlattığın hikayeye göre bu adamlar sadece seni değil kimseyi istemiyorlar, dedi. Onlar sevmeyi bilmiyorlar. Aslında biraz hak verdim ama yüzde yüz böyle olduğunu düşünmüyorum. Yalnızca benim sevdiğim adamların yıllar sonra hala bekar ve yalnız olmaları bu durumu doğrular nitelikte. Ve ben belki de onlara en iyi halimle gitmiş olmama rağmen beni istememeleri için hiç bir sebepleri olmamasına rağmen böyle davranmalarına anlam vermem şu an için imkansız. Herkesin birini sevmemek gibi bir hakkı var. Ben de her gün birini sevmiyorum. Ama sevmediğim birine karşı sınırlarımı da çizebiliyorum. Bu arkadaşlar bana sınır çizdiler mi bilmiyorum, belki de çizdiler de ben anlamak istemedim, bilmiyorum. Bu evre henüz geçemediğim bir evre. Gelelim son evreye. 3. evrede başarısız olmam ve bunun sebebini bilemememle birlikte bir başka şeyi denemeye de devam ediyorum. Ah şu bendeki azim 😂 Bir gün pes edecek umarım. Dördüncü evrede artık bana gelenlere kapıları kapatmak yerine bir deneme yapma evresi. Ve fakat bu evrede de bir sıkıntımız var benim sınırlarım. Elbette kendi gelen erkeklerin, yaşımın kırk olmasının da etkisi ile bu kız bunca zaman hiç bir şey yaşamamış olamaz, az çok bir hikayesi vardır o zaman benimle neden yaşamıyor, neden mesafeli bir yerde duruyor diyerek uzaklaşma durumu var. Hikayemi anlatmak ayrıca travmatik bir etki bırakabiliyor. Anlatmasam hiç anlaşılamıyorum. Hasılı ben bu bilmeceyi çözemiyorum. Ben neden olduramıyorum? Selametle..

Yorumlar

  1. Siz nasıl düşünürsünüz bilmiyorum… Bu fakirin biraz anladığı;

    Aslen bütün sevgiler Rabbizedir, Övgüler gibi… Birini sevince Rabbimizin onda yarattığı sıfatları kastedmiyormuyuz aslında?

    Biz Sevgiden yaratıldık, Sevmek için yaratıldık… Kullar Rablerini, Rabbimizi arıyorlar… Ona yaklaşmak, yaklaştıkça tanımak, tanıdıkça sevmek, sevdikçe yükselmek değil mi? En çok seven/tanıyan en üstün olmuyor mu?

    Tasavvuf metinlerinde çok geçer asıllar, asılların gölgeleri sıfatlar isimler ve Zat…İşte bazı kullar isimlerde bazıları sıfatlarda takılırken… bazıları ZAT’a ulaşmadan duramaz… ararda arar…

    Bazılar zenginlik (El Ganiy) , bazıları şan şöhret (El Aziz) , bazıları karı- koca, birileride Rabbini … Duasını - gönlünü – sevginin ilka edildiği makamı ona (isme, sıfata veya ZAT’a) yönlendirir…

    Sonuncusuna belkide bu hayatta para, şan-söhret, araba :) karı-koca değilde, Eş Lazımdır…. Bu yolculukta Eş’lik etsin diye…

    İşte eş değil karı/koca olarak bakınca kısa devre oluyordur belkide…

    Sürçü Lisan ettiysek yahut yanlış ifade ettiysek af ola…
    Selametle…

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Meseleye hep eş diye bakmıştım oysa.. Sizin de söylediğiniz gibi eşlik etmesi yeterliydi benim için. Hiç bir zaman para makam gibi şeylere bakmadım. Ama benim gibi normal olmayan birine eşlik etmek zor olsa gerek, kimse buna talip olmuyor 😁

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar