31 Ağustos 2017 Perşembe

Cep Telefonu Serüvenim

İlk cep telefonunuzu ne zaman aldığınızı hatırlıyor musunuz?

Nasıl unutabilirsiniz ki? O gün uzaya çıkan ilk Türk gibi hissetmediniz mi kendinizi? Hiç bu kadar mutlu olmamıştınız belki de. Acayip bir duyguydu değil mi?

Bugün size cep telefonu serüvenimi anlatacağım. Ne kadar yaşlı olduğum ortaya çıkacak ama yapacak bir şey yok :)) 

Efendim evvel zaman içinde kalbur saman içinde :)) tamam tamam o kadar da eski değil. Ama bayağı eski yine de. Cep telefonlarının anteninin kendinden büyük olduğu zamanlar. Hava atmak için ya kalçanın üstünde ya da bel hizasında kemere takılan bir aparat ile herkese "benim telefonum var" mesajı verilen günlerdi işte. O zamanlar babamın bakkal dükkanı var. Kıskançlıktan ölüyor bütün çocuklar. Zira bütün çocukların süper kahramanı bakkal amcalar. 

Neyse efendim bir akşam babam eve geldi, elinde Bosch marka bir cep telefonu.  Dükkanda sattığı açık deterjanın içinden çıkmış. Eşantiyon olarak:

Elbette bu telefon hepimizin telefonuydu. Yani bütün ailenin. Kimin dışarıda bir işi varsa, o yanında bu telefonu götürürdü. Böylece gerektiğinde ona ulaşabilirdik. Hiç unutmam bir gün otobüste iken telefon çaldı. Nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Çok utandım. İnsanlar hava attığımı sanır diye düşündüm :) Otobüsten indikten sonra bir köşede gizlice konuştum :)) Ne günlerdi ama.
Sonra Nokia 3310 efsanesi piyasaya çıktı. Müziklerini kendimiz yapabiliyorduk. 
Dönemin en popüler zil sesleri Yılan hikayesi, Gülpembe şarkılarıydı. 3080'e mesaj atınca izlediğin dizinin müziği telefonuna gelirdi. Yılan oyunu da pek bir sevilirdi. Babam, erkek kardeşimin ısrarlarına dayanamayıp ona bu telefonu aldı. Artık evde iki telefonumuz vardı. Yine de tamamen bireyselleşmiş bir kullanım söz konusu değildi. Her iki telefon da hepimizindi. 

Sonra babamın başının etini yeme sırası bana geldi. "Ben de telefon istiyorum, ona alıyorsunuz bana neden almıyorsunuz, ben üvey evlat mıyım?" Ne yapsam nafile babama pek işlemiyor. Ağlıyorum hatta. Bir gün annem "Alamancı" akrabalarımızın yanında sohbet arasında mevzudan söz ediyor. Alamancı akrabamız "bizim evde bir sürü telefon var. Almanya'da faturaya ek olarak telefon kampanyaları oluyor. Biz sürekli telefonlarımızı yeniliyoruz" diyor. (Vay be ne medeniyet ama:)  "Eskilerden birini getiririm ben gelince.." 
Ve ilk bireysel telefonuma kavuşuyorum. İkinci el ama sıfır gibi :) Sonuçta benim telefonum, bana ait, daha ne olsun!!! 
Siemens C55. Bu telefona dair tek hatırladığım zamanla tuşlarının döküldüğüydü. Sonra ben o tuşları Japon yapıştırıcısı ile yapıştırmıştım da çalışmaz bir hal almıştı. Ardından telefoncuya götürmüştüm de adam bir dişçi edasıyla tek tek tuşları sökme işlemi yapıp yerlerine yeni tuşlar takmıştı. :))

Gel zaman git zaman ne oldu bilmem, yeni bir telefon almaya karar verdim. Siemens'i verip üstüne de altın küpelerimi bozdurmak sureti ile Nokia 6630 (nam-ı değer Armut Telefonu) aldım. Telefon sektöründe Elma'nın esamesi anılmazken Armut piyasayı kasıp kavuruyordu. Akıllı telefonların atası sayılacak bu telefonda yalnızca dokunmatik yoktu. Türünün en iyi örneğiydi. Kamerası, internet bağlantısı, ergonomik kasası ve dahası.. Tek kelime ile Efsaneydi. Sabah akşam messenger'da takıldığımdan bataryayı biraz ağlatmış olabilirim. Kendileri zamanla akışkan bir hale gelince de üzerine biraz daha koyup Samsung E 250 almıştım. 
O zamanların popüler telefonlarından biriydi. Ama benim gönlümde yatan aslan Nokia 6300'dı. Bu yüzden aldığım günden itibaren hep bir ön yargı ile baktım ona. Bir türlü sevemedim. Ses kalitesini yükseltmek için internetten öğrendiğim bir kodlama işlemi yaptım ve telefonun radyosunu bozdum. Ardından hiç suçum yokmuş gibi garantiye gönderdim. Aylarca süren çaba sonucu bir türlü sorun çözülemedi ve bana bu telefonun bir üst modeli gönderildi. Paketini dahi açmadan telefoncuya verip üzerine de bir şeyler ekleyerek gönlümde yatan aslana kavuştum. Nokia 6300.
En uzun soluklu ve en severek kullandığım telefonum Nokia 6300 oldu. Artık piyasada "akıllı telefonlar" vardı. İnsanlar istisnasız dokunuyorlardı. Ama ben telefonumdan memnundum. Onu hiç bir şeye değişmezdim. Değişmedim de. Aradan yıllar yıllar geçti. Nihayetinde kapitalist dünyanın üzerimde kurduğu hegemonya karşısında ezildim ve yeni bir telefon alma kararı verdim. Sanki Nokia'ma ihanet ediyordum. Vicdanım çok rahatsızdı. Madem onu terk edecektim buna değmeliydi. Çokça araştırma yaptıktan sonra yine muhteşem ötesi diyebileceğim bir telefona gönlümü kaptırdım. Nokia'yı ara sıra özlesem de gönlüm artık başka limanlara akmıştı bile. 
Yeni telefonumun adı Sony Xperia Sp idi. Herkes Iphone 4 kullanırken ben Sony'de mutluluğu bulmuştum. Dönemin en büyük telefonuydu. "Eşşek kadar telefon almışsın onu hangi cebine koyacaksın" diyorlardı. Şimdikilerin yanında bebek gibi kaldı. Geleceği önceden tahmin suç muydu hakim bey? 

Ve son. Ben bağlanınca kolay vazgeçemeyenlerdenim. Sony'den de vazgeçemedim. Hala gönlümde hatta evimde olan. Kıyıp da kimseye veremediğim. Batarya ömrünü övüp övüp bitiremediğim bu telefonuma da geçen sene veda edip şimdiki telefonumu aldım. Sony'nin yerini asla tutmasa da görüntü, çerçeve ve kamera bakımından onun önüne geçerek cebime giren bu telefonun adı ise Samsung A8. 
Aramızda bir aşk yok. Ama mutlu bir birliktelik içerisinde olduğumuz söylenebilir. Pembesini alabilseydim belki duygularımda biraz artış gözlenebilirdi fakat kendileri Türkiye'de mevcut değilmiş. Buna da şükür deyip birlikteliğimizin uzun ömürlü olmasını diliyorum. Zira artık telefonlara verilen uçuk fiyatlara isyan modundayım. Belki de tuşlu telefonlara geri dönüş yolundayım. 

Not: Çokça telefon değiştirmeme rağmen telefon numaramın ilk günkü ile aynı olması istikrarlı kişiliğime işarettir. Bu böyle biline :)

Bende durum bu. Sizde telefon serüveninizi benimle paylaşabilirsiniz. Yorumlara bekliyorum.

2 yorum:

  1. Bende yaşlı sayılırım.Zira il telefonun hariç ,diğerlerini hepsini biliyorum ��.Benimde ilk telefonum Nokia 3310 du .Arapçada emsileyi ezberledim diye babam hediye almıştı.Dışarda çıkarmaya utanırdım, senin gibi ..Ama kuznlerim benim telefonumla çok hava atmışlardır. ����
    Bşr Acr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Desene Arapça'nın pratik hayattaki faydalarından bir yenisine bunu da eklemek gerekecek 😊

      Sil

Zorla Eğitim Olur mu?

Google+ Followers