Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dedikodu Evinin Bodrum Katında

Bugün aslında güzel şeylerden bahsetmeyi düşünüyordum. Bahar geldi, çiçekler açtı, mis gibi hava..
Ama hayata baksana!! İlla tatlının üzerine tuz serpecek. İlla midemi alt üst edecek.

Atalarımız ne mübarek adamlarmış. Az konuşup çok dinlemekle ilgili ne çok söz söylemişler. Peki ya biz, her salatanın maydanozu olmayı matah bir şey zannederiz. İlla her konuda bir fikrimiz olacak. Üstelik bunu fikirden zikire taşımadan da durulmayacak. İşte film de tam bu sırada kopuyor.

Efendim yeni hayatımın ilk çeyreğinde buldum kendimi bir dedikodu makinasının içinde. Herkes birbiri ile dertli, kuyu kazma peşinde. Bir kere düştün mü o çukura, çıkamıyorsun ne kadar çabalarsan çabala..

Ben çok konuşurum. Çok yorum yaparım. Çok bilirim..
Ah şu ben. Bir tek siyaseti bilmem. 
Doğru bildiğimi yanlış yerde söyleyebilirim.
Ama bedelini ödemeye gelince gerilir sinirlerim.

Son günlerde bir kitap okuyorum. "900 Katlı İnsan" isimli bir kitap. Daha sonra uzunca bahsedeceğim bu kitapta özetle insanın 900 katı o…
En son yayınlar

Bütün Eleştirilere Ya Sabır

Eleştiriye çok açık bir insan olmadığımı kabul ediyorum. Özellikle de bir konu için çok özeniyor emek veriyor ve üzerine de o konuda eleştiriliyorsam bana geliyorlar. İçimden haykırıyor, "emeğeee saaaygııı, lütfeeen" diyorum. Sırf böyle bir eleştiriye maruz kaldım diye zamanında işimi bırakmışlığım yani istifa etmişliğim vardır. 
Bir kaç gündür "hoca bana taktı" modundayım. Okulumuzun "pek kıymetli" müdür yardımcısı tarafından sürekli ikazlar alır oldum. Mesele, ikazın içeriği değil ikaz şekli esasında. Kul hata yapar, bunu bilerek ya da bilmeyerek yapar. Mühim olan ona hatasını nasıl gösterdiğimiz. Bu konuda verilebilecek en güzel örnek, Hz. Hasan ve Hüseyin'in yaşlı bir amca ile yaşadığı abdest olayıdır. Yanlış abdest alan yaşlı amca için Hz. Hasan ve kardeşi Hüseyin;-Yaşından başından da utanmıyorsun, o nasıl abdest almak öyle!!! demiyorlar elbette.-Amcacığım biz daha yeni abdest almayı öğrendik de sizin yanınızda abdest alsak, doğru mu yanlış mı al…

Motto - Kitap Notları

Her sene gizli ve bilinçli bir şekilde birileri tarafından "lugat asimilasyonu" ya da daha iyimser bir tavırla "dil değişimi" çalışmaları olduğunu düşünüyorum. Size fazla komplo teorili bir cümle gibi görünebilir fakat hakikat olma olasılığı yüksek. Elbette bu bir varsayım ve ispata muhtaç.
Peki ben bu varsayıma nereden vardım? Engin tecrübelerim dersem gülebilirsiniz. Engin olmasa da dingin tecrübelerim olduğu aşikar. Bundan yıllar yıllar önce böyle bir şey olduğunu fark etmiştim. O halde bunu açıklamak için neden bugünü bekledim. Cevabı yazı da.
Bir zamanlar, bilgi yarışmaları pek bir revaçta idi. O yıllar televizyonun krallığını ilan ettiği, internetin esamesinin okunmadığı yıllardı. Hiç unutmam günlerden bir gün bir reklamda "nobran" diye bir kavram kullanıldı. Kız, erkek arkadaşına kızmış ve hakaret maksatlı "çok nobran bir insansın" demişti. Sonraki günlerde ne kadar bilgi yarışması varsa hepsinde bu kelimenin anlamı sorulmuştu. Ardından pop…

Bakar Çekerlik Derecesi Gittikçe Yükseliyor

..Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşk kağıda yazılmıyor mihriban..

..Resmimi çeke çeke her dem
Gözlerini çeke çeke benden..

Yukarıda sizler için bir türkü ve bir de şarkıdan iki mısra paylaştım. İlk bakışta bir anlam ilişkisi kuramamış olabilirsiniz ama aşağıdaki yazıyı tamamladığınızda yukarıdaki paylaşım sizin için bir şeyler ifade edecektir.

Malumunuz son yüzyılın ilk çeyreğinde, Okur Yazarlık yerini Bakar Çekerlik'e bıraktı. Yeni çağda insanlar okuduklarını anlama, anladığını anlatma, duygularını kağıda dökme, döktürme gibi eylemlerden oldukça uzaklar. Şimdilerde her kişi ruh halini bir fotoğraf karesi ve ya kısa süreli videolar ile anlatmakta. Muhatap ise bu ruh haline karşı tepkisini, küçük resimler diye Türkçeye çevirebileceğimiz imojiler ile vermekte. Yazının icadından önceki "ilkel çağlar" diye isimlendireceğimiz çağlara geri dönüş akımı içerisinde bilinçsizce sürüklenip gitmekteyiz. Hani o dönemlerde de "tabletli eğitim" pek bi modaydı. İnsanlar taştan tab…

İstanbul Hatıraları

HERKES NEREDE?Şu yirmi milyonluk diyarda son bir kaç gündür herkesin saklambaç oynadığını düşündüm durdum. Sokaklarda gereksiz bir sakinlik ve sessizlik vardı. Anlamsız ve alışılmadık bir haldi bu. İnlerle cinlerin tek kale maç yaptığı mahallelerde bir başıma yürürken tedirgin oluyordum. Her sabah "acaba asker yönetime el koydu üstüne bir de sokağa çıkma yasağı vuku buldu da bir tek benim mi haberim yok" diye sorup duruyordum. Nihayet bugün her şey eski haline dönmüştü. Bu yüksek katılımlı saklambaç oyunu son bulmuş gibiydi. Hafta sonunun ve güneşin payının duruma etkisi büyük şüphesiz fakat bu kez de karşımda duran o mahşeri kalabalık, şenlik varmış, bayrammış gibi hissettirdi. Herkes tezkeresini ya da beraat kağıdını almış da uzun zaman sonra özgürlüğüne kavuşmuşcasına heyecan içerisindeydi. 
İSTANBUL SANA SESLENİYORUM.
Ey Şehr-i İstanbul, sakinken makyaj yapmayan kız gibi solgun ve hasta görünüyorsun, kalabalıkken ise hiç görünmüyorsun. Ama olsun. Ben seni her hâlinle seviy…

Ey Aşk Geldiysen...

Bunlar Hep Aşksızlıktan!!!
Efendim, malumunuz Firavun'un piramitlerinden daha sağlam ve daha güçlü olduğunu düşündüğüm Maslow abimizin oluşturduğu bir "İhtiyaçlar Piramidi"miz var. Bu piramidin yemek içmek ve bir çatıya sahip olmaktan sonraki evreye yerleştirdiği "ihtiyacımız" sevmek-sevilmektir. Bu gerçekliği Maslow dile getirince beğenen ama "sevgi karın doyurmuyor" cümlesi ile koskoca piramidi özetleyen Ayşe Teyze'yi kınayan ben, sen, o, biziz.. Ne zaman ki "İki gönül bir olunca samanlık seyran olur"a iman etmişiz, Maslow'un piramidini de Ayşe Teyzenin öğütlerini de işte o gün, öğle yemeği olarak yemiş bitirmişiz. 
Efendim, fikrimce yemek içmek ve barınmaktan daha büyük bir ihtiyaçtır sevmek-sevilmek. İnsan bedeni açlıktan ölebilir ama bu durumda "ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez" denir. Ruhun gıdası sevgidir. Sevip sevilmeyen insan manen ölür ve öldürür. Ölümün en acısı işte budur. 
Efendim, bizi madden doyurdular, karnımız…

Kitap Notları- 2017

Blogların kitap tanıtım yazılarını takip etmeyi seviyorum. Bir kitap herkes için farklı şeyler ifade eder. Adı aynı olsa da okunan kitap farklıdır aslında. Hep bir kitap arkadaşım olsun isterim. Aynı kitabı okuyup farklı şeyler anlasak, sonra anladıklarımızı birbirimize anlatsak.. Fakat mevcut çağda Facebook arkadaşlığının ötesini hayal delilikle eş değer. 

2016 yılında bolca kitap okudum elhamdülillah. Belki de çok uzun zamandan sonra bağımsız olarak bu kadar çok kitap okudum. Her biri ayrı telden çalan kitaplardı bunlar. Tam bu esnada çalışma masamın üzerindeki kitaplara bir göz gezdirdim de Tarih, Psikoloji, Deneme, Otobiyografi, Roman olmak üzere bir çok türde eser okumuşum. 

Çook geçmişten gelen bir adetim vardır. Okuduğum kitaplarda beni etkileyen yerlerin altını çizer, sonra onları "Kitap Defteri"me yazarım. Kitap defterimde her sayfa okuduğum bir kitaba aittir. Bir sayfada okuduğum kitabın adı, yazarı, içeriği, okunduğu tarih ve kitaptan alıntıladığım cümleler yer alır…