Ana içeriğe atla

Kayıtlar

الاتراك يتكلمون العربية بدون ما يعلموا (ARAPÇA ÖĞRENMEK İSTEYENLER İÇİN)

Yukarıdaki başlığı bir YouTube kanalındaki videonun altına yapılan yorumdan arakladım. Ya da kibarca kopyaladım, yapıştırdım. Video, Türkçedeki Arapça kelimelerin çokluğundan bahseden bir video idi. Söz konusu videoya yapılan yorumlardan en bir tutanı ise yukarıdaki yorumdu. Yorum mealen şöyle: "Türkler, bilmeden Arapça konuşuyor" ya da "Türkler Arapça konuşuyor ama farkında değil" 
Esasen çok yanlış bir yorum değil. Türkler hakikaten Arapça konuşuyor ama farkında değil. Türk Dil Kurumu'nun yüz yıla yakın bir zamandır verdiği "çaba ve gayretlere" rağmen hala Türkçe'de çok fazla Arapça kelime mevcut. 
Türkiye coğrafi konumu itibari ile bir çok milletle etkileşim halinde olmuştur, olmaktadır ve olacaktır fakat neden diğer milletlerin dillerinden değil de en çok Arapların dilinden bu denli etkilenmişlerdir. Bunun cevabı sizinde bildiğiniz gibi "din" faktörüdür. Arapça Türkler için sadece bir dil değildir. Arapça dilden öte "din"dir b…
En son yayınlar

O Ses Kur'an

Selam.
Herkese hayırlı ramazanlar..
Benim adıma Ramazan, serin, huzurlu, sakin ve uzun geçiyor. Siz de durumlar nasıl?

Uzun yaz günlerinde iftarı beklerken ne yapsam da zamanımı hayırlı geçirsem diye düşünmeyeniniz yoktur herhalde. Kulağa, dile, göze, söze helalden gayrısını almamak adına çabalarımız olsa gerek. İşte tam da bu minvalde eminim, Kur'an okuyor, namaz kılıyor, tesbihat ile meşgul oluyorsunuz. Kalan zamanlarda da ekseriyetle uyuyorsunuz. Yapacak hiç bir şey kalmadığında ise televizyon kumandasını ya da bilgisayarın faresini elinize alıyorsunuz. Sırada izleme eylemi var ama ne izlesem diye düşünüyorsunuz. Trt'de sizi "Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması" karşılıyor. Birbirinden güzel insanlar birbirinden tatlı sesleri ile birbirinden muhteşem ayetleri okuyor içinizi ferahlatıyorlar. Erzurumlu Bekçi Bekir amca yaptığı espriler, hal ve hareketler ile ortama neşe katıyor, ciddiyeti hafif hafif yumuşatıyor. Jüri üyeleri kıt notları, ayrıntılı yorumları…

Sevme Ahlakı

İslamiyeti kabul eden insan evladı için hayat sadece yaşanmak için yaşanmaz. Hayatın her safhasında neden sonuç ilişkisi vuku bulur. Hiç bir şey "öylesine" değildir. Her şeyin bir sebebi vardır. Ayrıca bir de kuralı. İslam bir hukuk dini olduğu kadar bir de ahlak dinidir. Kurallar yalnızca ceza ve mükafat ilişkisi üzerine kurulmaz. Zamanla işin içine "karşılıksızlık" ilkesi dahil olur. Yaptıklarının bedeli umurunda olmaz. Yalnızca "iyi" olmak için yaşarsın. İşte tam da bu evrede hukuk, ahlaka evrilir. İslam hukukundan İslam ahlakına göre yaşama evresine geçen kulun makamı yükselir. 

İslam dini hayatın her evresinde bir takım ahlak kuralları öngörür. Ticaret ahlakı, ibadet ahlakı, risalet ahlakı, siyaset ahlakı... Aklına gelip gelebilecek her şeyin bir ahlakı vardır ve olmalıdır. Ben bugün burada sadece sevme ahlakından bahsedeceğim. 

Evet yanlış duymadın. Sevmenin de bir ahlakı vardır. Peki doğru ve ahlaklı sevgi nasıl olmalıdır?

1. Ahlak kurallarının en tem…

İzafiyet Teorisi ve Zamanda Yolculuk Hikayesi

Zamanda yolculuk fikri asırlar boyu insanları heyecanlandırmış, heyecanlandırıyor ve daha da heyecanlandıracak gibi duruyor.

Bu mevzuyu düşününce akla sırasıyla şu sorular geliyor:

1. Böyle bir şey mümkün müdür?
2. Mümkün olsa geleceğe mi yoksa geçmişe mi gidilebilecektir?
3. Her ikisine gitme şansı olsa hangisi tercih edilir?
4. Geçmişe gidilse kader değiştirilebilir mi, tarih yeniden yazılabilir mi?
5. Geleceğe gidilebilse olacaklar için önceden önlem alınabilir mi?

Ve daha bir sürü şey. Beyin yakan bu soruların cevabı elzem elbette ama asıl soru yolculuğun nasıl mümkün olacağı. Durum hakkında biraz kafa yorunca şöyle bir kanaat hasıl oldu bende. Sen buna varsayım de, teori de saçmalık de, ne dersen de :)

Bence Einstein abimiz, İzafiyet teorisi ile tarihe imzasını büyük harflerle atıp gitmiş bir şahsiyet. Ben de onun teorisinden yola çıkarak bir kanıya varıyorum. Zaman dediğimiz şey aslında sadece bir "an". Dün, bugün ve yarın tamamen yalan. Geçmiş, şimdi ve gelecek bu anın içinde…

Uçağı Kaçırdım

Çok değil bundan bir sene önceye kadar uçağı sadece havada gören, rûyalarında dahi ona bindiği için korkudan ölen bir insan evladıydım. Ne ara uçaktan başka ulaşım aracı tercih etmeyecek kadar zengin ve uçak kaçıracak kadar havalı oldum bilmiyorum. :))

Bugün anlatacaklarım trajikomik diye adlandırılan türden..

Haftanın beş günü aralıksız çalışan biri olmam ve bu yıl resmi tatillerin Cumartesi-Pazar'a denk gelmesi hasebiyle memleketine özlemi zirvede yaşamaktaydım. Bir yolunu bulup Erzurum'a gitmeliydim. Bir umut bir şeyler bulurum diye takvimleri karıştırmaya başladım. Bir de ne göreyim, 1 Mayıs İşçi Bayramı.. Üstelik Pazartesi. Sanki İşçi bayramı değil de Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı. O kadar sevindim. 

Sonraki hedefim uçak bileti bakmak oldu. Cumadan gider Cumartesi, Pazar kalır Pazartesi dönebilirdim. Azdı ama olsundu, yeterdi, buna da şükürdü. Elim değmişken gidişle beraber dönüş biletini de aldım. Sıra gün saymaya geldi. Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz hoop…

Sevmek Günah mı?

Eğer din adına bir şeyler yapmaya çalışan, kenarından köşesinden din işlerine karışan biri iseniz mutlaka ve mutlaka bu soru ile karşılaşacaksınız. 

-SEVMEK GÜNAH MI?
-Sevmek değil sevgili olmak günah. -Ne farkı var ki? Uzaktan mı seveceğiz yani? -Sevgili olmadıktan sonra sevmenin ne manası var ki? -Öyle iş mi olur, çok saçma...
"Sevmek günah mı?" diye soran kişi yüzde doksan dokuz nokta dokuz "bir kadın-erkek" ilişkisinden bahsetmektedir. Yoksa; taşı, kuşu, ağacı, böceği, çoluğu çocuğu, inci boncuğu sevmenin günah olmadığını herkes pek tabi bilmektedir. Hem, bu kadın ve erkeğin, karı koca, baba kız, ana evlat, kardeş bacı yani "yabancı" olmadığının da farkındadır ol kişi. Onun derdi sevmekle değildir, sevgililikledir. Sıkıntı sevmekte değildir. Sevmenin gereklerini yerine getirmektedir. Hiç bir şey yapamadıktan sonra sevmenin ne anlamı vardır? 
İslam dini sevgi dinidir. Sevmek haram değil aksine farzdır, farz. Sevmemektir günah olan. Sevgini vermemektir kimsele…

Sevgi Neydi?

Malumunuz aşk meşk işleri ile ilgili bir yazı dizisi başlatacağımı bundan bir evvel ki postumda ilan-ı ayan etmiştim. Sevda ile ilgili çokça soru ve sorun olduğunu bildirmiştim. Her bir yazımda konuyu farklı bir yönden ele almaya çalışacağım demiştim. Dilerseniz önce derdimizin ne olduğunu inceleyelim sonra nedenine nasılına geçeriz.

Sevgi neydi?

Dopamin, oksitosin, adrenalin ve vasopressin gibi hormonların salımına sebep olan beyin ve kalbin aynı anda birbirini etkileyerek koordine çalışması sonucu oluşan, mide ve bağırsakların da bu yoğun trafikten spazm yaşayarak payına düşeni aldığı biyolojik bir durummuş sevgi. Eric Fromm'a göre, sanat, Freud'a göre, cinsellik. (gerçi ona göre her şey cinsellik) Mevlana'da Şems, Mecnun'da Leyla, Kerem'de Aslı, belki de bir yok oluş faslı.. Herkes farklı isimle çağırır onu. Kimi aşk der, kimi sevda, kimine göre ana, kimine göre yara. Karadır sevda, kara.

Sevda adına yazılır tüm şiirler. Şarkılar onadır, onadır filmler. Yeri gelir …