Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Melekût

Dikkat aşağıda okuyacağınız hikaye tamamen bir kurgudur. (Ya işte fantastik bir hikaye yazmaya çalıştım. Çok uzun demeyin okuyun lütfen. Yorum da atın. Meraktayım. Umarım beğenirsiniz:)  1. Bölüm
- İşini yaparken hiç üzülmüyor musun? Acıma duygusu yaşamıyor musun hiç? - Neden üzüleyim? Hangi şoför, yolcusunu musait yerde indirdi diye üzülür ki? Benim de görevim bunun gibi bir şey işte.
Bir hafta sonra.. "Melekut ceza kanununun ilgili maddesi gereğinde iki ay süreyle dünyaya sürgün edilmesine karar verilmiştir." -Dünyaya sürgün mü? Peki ama neden? Ne günah işledim ki ben? Cennet cennet dedikleri bir kaç köşkle bir kaç Huri.. Dünya daha mı eğlenceli ne? Aslında oraya gitmem için bu iyi bir bahane..
Bir saat sonra.. İlk iş kendine bir çeki düzen vermeli. İnsanoğlunun giydiği kıyafetlerden giymeliyim. Geçenlerde şu karşıdaki ışıklı mağazaya görev için gelmiştim, baya da beğenmiştim. Fiyakalı kıyafetler vardı içeride. "Ben insanların yerinde olsam buradan giyinirim" de…

İstanbul'u Fethetmek 2

Eveeet.. Kendime yeni bir bilgisayar aldım nihayet. Artık yeni blog yazılarımı daha özgürce yazabileceğim. Telefondan yazmak ne zordu be.. Ne yorucuydu.. 

Öncelikle, geçenlerde başlattığım İstanbul temalı yazılarımının sıklığında önemli bir artış olacağının haberini vereyim. Biliniz ki benim dünyada ilk ve tek aşkım İstanbul'dur. İlk aşkına kavuşan nadir insanlardan olma mutluluğunu yaşıyorum hamdolsun. Fatih Sultan Mehmet'e sormuşlar, "Neden İstanbul'u fethettiniz?" diye. "Önce o, benim gönlümü fethetti" demiş. Bende de durum farksız değil. Bütün suç İstanbul'un.. Bütün kabahat onun.. Anamdan babamdan öz vatanımdan ayırdı beni.. İnsan özvatanından ayrılırsa gittiği yer gurbettir, değil mi? Hayır, ben gurbette değilim. Burası da benim evim. Evimdeyim.

Bugün cumartesi, İstanbul'da yağmur.. Sahil sessiz ve sakin. Bir ben varım etrafta bir de balıkçılar..
Küçük bir tekne gördüm. İşte bu benim dedim. Ben tıpkı böyleyim. Sakin, sıcak, samimi.. Büyük bir…

İstanbulu Fethetmek

İstanbullu olduğumdan beri gezmelere doyamıyorum. Hafta sonları, hafta içlerinden daha yorucu geçiyor.
Son üç haftaya bir boğaz turu, bir Eminönü gezisi bir Süleymaniye esintisi, bir Akvaryum mucizesi,  bir Eyüp huzuru bir Üsküdar manzarası bir bir bir.. daha neler neler sığdırdım. Yakında blog yazılarımın ana teması "İstanbul' da gezilecek, görülecek mekanlar" olabilir dikkatinize :-) Bu şehirde yapacak çok şey var ve 24 saat bu şehir için çok kısa. Keşke Rabbim zaman konusunda İstanbullulara bir lütuf bahşetse de burada yaşayanlar için günler 48 saate çıkartılsa mesela.. Ne güzel olurdu :-)
Yukarıdaki fotoğraf İstanbul'un fethini gerçekleştirme projemin keşif turlarına ait bir kare.. Bismillahı bu kare ile attıktan sonra "Gazamız mübarek olsun" diye Eyüp'te kına yaktım:
 Meğer Istanbullular dört gözle benim gelmemi bekliyorlarmış. Bakınız: Çiçeklerle karşılandım :-)

Öğretmenler Günü diye bir şey varmış. Yıllar geçmiş unutmuşum. Arada bunu tekrar hatırladı…

Hayalimdeki Cennet

Dersin adı Hz. Muhammed'in Hayatı..
Konu Miraç Olayı.. Yine her derste olduğu gibi kemerleri bağlayıp 1500 yıl önceye uçuşa geçtik. Ama bu sefer uçuşumuz aktarmalı seferlerden biri oldu. Zira bu hafta evvelen gökleri aşıp Cennete ulaşacak ondan sonra Asrı Saadet'e teşrif edecektik. Nitekim öyle de yaptık.
Cennetin kapılarının önünde beklemekteyiz. Rıdvan meleği kapıyı açar açmaz içeri gireceğiz. Nihayet kapılar açıldı. Önden Efendimiz (sav) teşrif ettiler. Ardından gizlice biz girdik içeri. Bir arkadasa bakıp çıkacağımız için yaptığımız şeyi suç saymıyorduk. İnşallah birgün temelli geleceğiz düşüncesiyle "bismillah" deyip attık adımımızı.. Bir de ne görelim hatta ve hatta neler görelim.. 
Pamuk şeker ağaçları mı dersin, çikolata ırmakları mı :-) .. Çocukların hayal ettiği cennet benim hayalimdeki cennetten ne kadar farklıymış meğer. Gezdikçe gezdik ve son ağaca kadar geldik. Köşe de bir mavi tabela duruyor. Üzerinde "cennet" yazıyor. Ve bir çizik.. Sanırım cenn…

Bu Nasıl Bir Şiirsizlik?

Pardon yalnızlıkla sevmişim.
Bu nasıl bir şiirsizlik?
Aşk kapını ben geldim.
Bu sözleri yazanlar da insan biz de insanız he mi?
Valla güzel edebiyat parçalayan insan evlatları var cihanda..
Biz yazıyoruz sanıyoruz onlar yazıyorlar.
"Şerefsizim benim aklıma gelmişti" bu deyip Deli Emin'e bağladığımız da oluyor, "benim neden böyle şeyler aklıma gelmiyor" deyi ağladığımız da oluyor. Hani bazen de "anlatılmaz yaşanır" dersin ya işte onu anlatma kabiliyetindeki eksikliği örtmek için söylersin aslında.. Çünkü herifçi oğlu öyle bir anlatıyor ki senin anlatamadıklarını, tekrar tekrar yaşıyorsun sanki aynı anı..
Şimdi Safahat okuyup da " ben kurtuluş savaşını yaşamadım bilmem o yılları" diyebilir misin? Bence dememelisin..
Sakarya Şiirini dinlerken ezilenlerin sessiz çığlığını duymuyorsan mesela ayıp edersin.
Adamlar yazmış arkadaş. Edebiyatın hasını yapmış. Şimdi de yazıyorlar tabi. Şimdi de yalnızlıkla sevmekten bahsediyorlar işte.. Aşk kapını diyorlar.

Bir Fotoğraf Sadece "Bir Fotoğraf" Değildir

Fotoğrafta gördüğünüz şeye Masumiyet deniyor..

Bu fotoğraf var ya işte bu fotoğraf, insandaki bütün nefret duygularını, kini ve hasedi yeniyor. Bu fotoğraf insana insan olduğunu insanca hatırlatıyor. Bu fotoğraf geleceğe umutla bakmayı öğretiyor.
Yani anlayacağın bu fotoğraf sadece bir fotoğraf değil. 

Bu fotoğraf bir insanın hayatında varsa eğer dünya yansa dert değil. Bu fotoğraf bir insanın hayatında varsa eğer o insanın ne hastaneye ne pastaneye ihtiyacı olur. Bu fotoğraftan daha tatlı birşey var mıdır dünyanın en iyi pastanesinde ve bu fotoğraftan daha iyi bir reçete en mükemmel hastanesinde..

Bu fotoğraf var ya bu fotoğraf; mazi, hal ve istikbalin fotoğrafı. Bu fotoğrafta güneş var ay var ve yıldızlar. Bu fotoğraf her bir güzel halin fotoğrafı..

Bu fotoğraf güzel fotoğraf be abidin..
Kıymeti bilinesi..
Benden söylemesi..

Sevmek mi Sevilmek mi?

Kanatları varmış kalbin.
Sevince uçar, Sevilmeyince göçermiş.

Cahit Zarifoğlu

Ne doğru bir tesbit..
Bir yüklemin yapısı ne zaman edilgen olsa o zaman işler zorlaşıyor. "Sevilmek" de öyle bir yüklem işte. İşi yapan da işten etkilenen de belli olmalı aslında..
Ve muallakta kalmamalı hiç bir tümce. Sevmek kolay da sevilmek zor bence.

Özne dediğinin "gizli"si tedavülden kalkmalı bir kere.. 
Açık ve net olmalı özne olacak adam.. Platonik takılmamalı mesela. 
Seviyorsa gidip konuşmalı.
Nesne olmak küçümsemenmemeli ya da..
Yoksa "Nesnelik ayıp bir durumdur" diye mi yazıyor herhangi bir yasada?

Nesnelik ne güzel bir durum,
Öznenin yaptığı iş sevmekse eğer..
Çünkü bir sevgi cümlesinde nesne olmak belki de tüm dünyaya değer.

Göçlerin nedenleri arasına "sevgi yetersizliği" de eklensin. Bu sebepten göçenlere Allah tez zamanda en güzelinden bir sevgi versin :-)
Amin..