Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mahya'lı Selfie Modası

Hayatım boyunca termometrede gördüğüm en yüksek rakam 35'ti. Onun da başında eksi vardı. Gel gör ki bugün otobüste 41 sayısına şahit oldum. Ben şok ben iptal tabi..

Yüksek Lisans var dediler sabah sabah kıtaları aştım. Avrupa'dan Asya'ya geçtim. Ama hüsran ve artı kırk birle eve döndüm. Şimdi "Evinizde klima bile var daha ne istiyorsunuz?" diyen akrabama kendilerinin gereksiz bir alet olduğunu ima ettiğim gün adına özür diliyorum. Meğer bu, ne mübarek bir aletmiş de haberimiz yokmuş. 

Ben bu şehri bir sabah seherinde bir de akşam serinliğinde seviyorum. İncecikten bir rüzgar esiyor ya işte o zaman kendimi vatanımda hissediyorum. 

İftarları her gün başka bir caminin yanında yapıyorum. Sultan Ahmet'te Nihat Hatipoğlu'nu, Eyüp Sultan'da Serdar Tuncer'i, Yeni Cami'de Mustafa Karataş'ı, Süleymaniye'de de kafamı dinliyorum. Her caminin yanında bir "mahya selfiesi" çekiyorum.

Maher Zain'de benden görmüş olacak ki o da bir "Mahy…

Yüksek Sosyete - Zengin Olunmaz Zengin Doğulur

Dün akşam star'da "Yüksek Sosyete" isimli bir dizi başlamış. Başlamış diyorum çünkü evimde televizyon olmadığı için diziyle bugün Youtube aracılığı ile tanıştım. "Modern bir masal" havası veren hikayenin içine beni çeken cümle "zengin olunmaz zengin doğulur" cümlesi oldu. "İşte bu" dedim. Son bir kaç senedir aynen böyle düşünüyorum. Zengin olunmuyor zengin doğuluyor. Yani asalet, o havalı, iddialı haller, farklı duruş ve yürüşler, karizma falan filan.. sonradan insana verilmiyor.

Şöyle bir etrafınıza bakın. Çevrenizde az sonra özelliklerini zikredeceğim tiplerden mutlaka bulacaksınız. Bu malum tipler, milyar dolarları olan kişiler değildir. Onlarla aynı statüdedirsiniz. Aynı havayı soluyor, aynı mahallede yaşıyor, aynı işi yapıyor olabilirsiniz. Ama bir farkla.. Onlar işe taksiyle gelirken siz otobüsü tercih edersiniz. Beraber aynı anda aynı ortama girdiniz diyelim, onlar mekanın en iyi yerini bulur, bacak bacak üstüne atarak o yere kurulur. …

Karalama Defteri

Yağmur damlaları usul usul dökülüyor, pencerenin buğusundan çiçekli sokak, hayal meyal görünüyordu. Gözleri derinleri bir bıçak gibi delerek zamansızlık denizine dalıp gitmişti. Uzakta çoook uzakta bir bankta, elinde şiir kitabı, başı önünde, o oturuyordu. Gül cemalini göstermeye niyeti yoktu ki kafasını kitaptan bir türlü kaldırmıyordu. Kalkmak istedi, çıplak ayakları ile ona koşmak. Ne okuyorsun diye sormak, neden ıslanıyorsun, benim şemsiyem senin olsun demek istedi.

Yağmur damlaları usul usul dökülüyor, pencerenin buğusundan çiçekli sokak, hayal meyal görünüyordu. Ayaklarının gücü yoktu belki ama parmakları hala hayatta. Buğulu cama bir şeyler yazmak istedi. Ne yazacağını bilemedi. Adının baş harfini, yok yok kalbini. Eski bir Türk filminde izlemişti. Başroldeki kız, "anne" demişti. Anne.. Yazılabilecek en değerli kelime.

Yerinden doğrulup hafifçe camı araladı. Buram buram toprak kokusu odayı kapladı. Yağmurdan sırılsıklam olmuş bir kedicik içli içli miyavladı. Yüreğindek…

Anlıyorum Ama Konuşamıyorum

Eminönün'de oturmuş oruç bozanları ve orucun bozduklarını seyrediyordum. Baktım karşıdan iki Koreli kadın bana doğru yaklaşıyor. Zihnimde "onca insanın arasından neden ben?" sorusunu cevaplamaya çalışırken onlar çoktan " Excuse me" diyerek söze girmiş her on turistten dokuzunun sorduğu malum soruyu sormuştu bile. 

- Grand Bazaar'a nasıl gidebiliriz?

Soruların nereden çıkacağını bilip de cevaplarına çalışmadan sınava giren öğrenci modunda etrafıma bakındım. Amma ve lakin kopya çekecek tek bir Allah'ın kulu yoktu. Baktım olacak gibi değil, malum Türk zekasının ürünü olan bir faaliyete adım attım. Yerimden kalktım ve "Follow Me" diyerek  ellerinden tutup onları gidecekleri yere kadar götürmeye yeltendim. Halbuki tek yapmam gereken " 미안합니다 (Biyane) No speak English" diyip olay yerini terk etmekti. Fakat artık çok geçti. Üstelik ikinci ateş hiç ummadık anda geldi. 

-Oraya ne kadar zamanda gidebiliriz?

 Diğerine göre daha zor bir soru. Şimdi n…

İstanbul'da Ramazan

İstanbul'da Ramazan..

Vapurda sigara dumanına maruz kalmak.. "Dayanamadığım için orucumu bozdum" sözlerini duymak.. Her saat diliminde yemek kokuları almak.. Tv'nin sağ alt köşesinde mavi olan şehirler listesinde en sonlara kalmak.. Hayatında ilk kez yalnız ezanı beklemek.. Yalnız sahur yapmak..

İstanbul'da Ramazan..

Hiç alışık olmadığım bir ruh hali.. Hüzün yağmurları göz pınarları.. İstanbul'da Ramazan evini özlemek.. Sıcak Ramazan pidesini, top sesini.. "Ramazan'da kapalıyız, İftardan sonra açığız" ilanlarını özlemek.. Semaver çayını, kadayıf dolmasını özlemek.. İftar saatinde boşalan sokakları, misafirsiz oturulmayan sofraları özlemek..

İstanbul'da Ramazan..

"Ana gibi yar, vatan gibi diyar olmaz" demek.. Nerede o Erzurum'daki Ramazanlar..