Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nefret Edilecek 3 Şey

Üç şeyi affedemem..

1.Konuşunca yalan söyleyeni
2.Söz verince sözünde durmayanı
3.Emanete ihanet edeni..

Peygamberimiz (sav) bu üç şeyin münafıklık alameti olduğunu zikrediyor. Mehmet Akif Ersoy, arkadaşı ile sözleşir ve arkadaşı oldukça makul bir sebepten sözünde durmaz. Buna rağmen Mehmet Akif arkadaşıyla altı ay boyunca konuşmaz. Bu hatırayı her hatırladığımda "Ben de olsam onun yerinde aynısını yapardım" diyorum kendi kendime. Tanıyorum kendimi, falan saatte falan yerde olalım diye sözleşmişsek eğer en az 10 dakika önce o yerde hazır ve nazır olurum. Ekilen de dikilen de sökülen de hep ben olurum. Bir şey bana emanet edilirse canım pahasına onu korurum. Yalan söylemiyorum dersem en büyük yalanı söylerim ama mümkün oldukça yalandan uzak dururum. Kendimi övmek için bu yazıyı kaleme almıyorum elbette de kişi kendinden bilir işi ya karşımda da böyle bir insan bulmak isterim, bulamam. Bulamayınca da çıldırırım, silerim. Çeker giderim.

Ne yazık ki mert memleketimin mert insanlarınd…

Yar Bana Bir Eğlence Medet

Yar bana bir eğlence medet..
Yar bana bir eğlence medet!!

Hayat sizce de çok sıkıcı değil mi?

Gazı kaçmış kola gibi mesela.. Yoğurtsuz sarma, maydanozsuz salata.
Her Hacivat'ın bir Karagöz'e ihtiyacı var, her Edi'nin bir Büdü'ye.

Hayat sizce de çok sıkıcı değil mi? Komedi dizisi bile kalmadı ekranlarda.. Talk Show'ları arar oldum. Gülmek için Hazırol'da bekliyorum, gıdıklayan yok :)

Karadeniz'e tayin mi istesem acaba? Bakırköy'e mi gitsem arada..
Ne yapsam bilmiyorum.

Yar bana bir eğlence MEDEEEEET!!!


Anne

Star'da bu akşam "Anne" isimli bir dizi yayınlandı.
Bu dizi hakkında bir şeyler yazmazsam ince hastalığa yakalanabilirim. Son bir saatte en az bir senelik gözyaşı döktüm. En son bir kurguya iki sene önce filan böyle ağlamıştım. (Kırgın Çiçekler'in ilk bölümüne)
Bu iki hikayenin bu kadar etkileyici olmasının sebebi hiç şüphesiz üste kurgu tanımını kullansam da tamamen gerçek hayatta var olmaları aslında.

Benim bam telim "yetim çocuklar"dır. Söz konusu bir yetim olunca duran sular gözyaşı olup akıyor gözümden. Ne yazık ki öğretmen olduktan sonra daha fazla yetim, suistimale uğrayan, ihmal edilen vs.. çocukla tanıştım ve her gün daha da fazlası ile tanışıyorum. Ne yazık ki neredeyse ders verdiğim her sınıfta dizide işlenen konu ve benzeri konulara örnek teşkil edecek bir çocuk bulunuyor. Ne yazık ki her sınıfta bir savaş mağduru çocuk da bulunuyor. Ve ne yazık ki bu olan bitene şahit ama çaresiz kalan birden çok da öğretmen bulunuyor. 

Mesela sürekli gülen bir öğr…

Başarının Sırrı Nedir?

Şimdilerde tarih kitaplarına merak sardım. Tarihi bir semtte yaşıyor olmanın bu duruma etkisi büyük elbette. Elimde Yavuz Bahadıroğlu'nun "Fatih Sultan Mehmed" isimli kitabı var. Kitapta Fatih'in İstanbul'u fethetme destanı anlatılıyor. Bunu nasıl başardığı sayfalarca mevzu bahis ediliyor. Esasında başarı hikayelerini tek cümle ile izah yeterli.
İnandı ve başardı!!
Bence her başarılı insanın arkasında bir "iman kuvveti" var. İnsanlar için her şey mümkün, bir inansalar. Bakın Fatih fethe giderken ne diyor: "Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni" Bu inançla Tarık bin Ziyad, yaktırmıştı gemileri. Bir zaman ateş hattında "ya İstiklal ya ölüm" diyordu birileri. İman işte böyle bir güç. Bu gücü 15 Temmuz'da yakinen gördü gözlerimiz. Ve görecek gelecekte, daha nice sahnede eminiz. Ben bunları düşünürken Ankebut Suresi düştü düşüme. Şöyle diyordu ayette: "Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir…

Allah'tan "Uzak" Doğu

Youtube'da yabancı ülkelere ait tatların denendiği videoları zevkle izliyorum. Bu videolardan birinde Uzak Doğu mutfağının o nadide tatları mevzu bahisti. O kadar acayip şeyler denendi ki midem, "bize müsâde biz artık kalkalım" dedi ve arkasına bakmadan gitti.. Videonun sonunda yemekleri tadan adam ise "Allah'dan uzak doğu yoksa yanmıştık" dedi ve durumu bir cümleyle özetledi.


Bugün marjinal bir öğretmen arkadaşla Uygur Türklerinin işlettiği bir lokantaya gittik. Yemekleri o seçti. İsimlerini bilmediğim şeylerden biri Kore dizilerinden bildiğimiz Ramen'e benziyordu. Diğeri Cağ Kebabı'nın çakma versiyonuydu. Ortaya ise yine Kore dizilerinden aşina olduğumuz tavuklu, ıspanaklı, patatesli, bol baharatlı ve soslu bir güveç konmuştu. İçecek ise çorba tasında sunulan uzak doğu çaylarından biriydi. 

Yeniliklere çok da açık olmayan bünyem, "ekmek yok mu ekmek?" "bir de su alabilir miyim?" "şimdi bunun üstüne Rize çayı ne güzel gider&q…

Mona Rosa Bugün Bende Bir Hal Var

Atilla İlhan bu şiiri otuzlu yaşlarında yazmadıysa ben bir şey bilmiyorum arkadaş. Nereden mi biliyorum? An itibariyle durum tam da böyle de oradan. Otuzlu yaşlar, "modern sanat eserlerinde" de zikredildiği gibi "evleneceksen gel" yaşlarıdır. Süreç odaklı yenilikçi duygu dünyaları bu yaşlarda sonuç merkezli gelenekçi fikir akımlarına dönüşebilmektedir. Fakat her şeye rağmen gönül ferman dinlememektedir. Akıl dur bir nefeslen derken yürek dört nala koşmak istemektedir. Psikolojide "çatışma" kelimesi ile tanımlanan bu durum, insan bünyesine oldukça tatlı bir acı vermektedir. Şiir dediğin de böyle zamanlarda like almaktadır.
Peki ey okuyucu, sana şiirler retweetleten bu derdin dermanı ne ola? Gel gelelim bu duruma..

Ne demiş bir atamız, "Madem bu denli seversin, var git yârinle hasbihâl edesin" Yani "seviyorsan git konuş bence" :))


O'nun Hocası Olmak

Siyer Hocası olmanın güzel tarafları..
Nihat Hatipoğlu kadar olmasam da iyi bir siyer anlatıcısıyımdır. (mütevazilik akıyor her satırımda) Hatta geçen sene "Hz. Muhammed'in Hocası" diye namsalmıştım okulumda. Dersin Adı Hz. Muhammed'in Hayatı,  yeni nesil de 140 karakterle konuşma hastası olunca böyle bir hata ortaya çıkıyor esasında. Yoksa ben kim,  O'nun hocası olmak kim..
Ne yazık ki bu sene o dersleri ben anlatmıyorum. Sabah bir öğrencim, "hocam kitabınız burada siz yoksunuz" dedi. Sabah sabah yine beni benden etti. Kitabım :-) kitap yazmışım da haberim yok..
O'nun hayatının anlatıldığı bir kitapla hatırlanmak, onun ismi ile yanyana anılmak bile farklı bir duyguya büründürüyor insanı.
Şimdi daha iyi anlıyorum, Nihat Hatipoğlu gibi hocaların neden bu kadar sevildiğini. Marifet onlarda değil bende de bu işi yapanlarda da.. O'nun hayatı o kadar muhteşem o kadar büyüleyici o kadar etkili, o kadar güzel ve o kadar özel ki.. Onu anlatanlar da öyleymis…