Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Son Zamanlarda

Sosyal bilgiler dersinde gözetmenim. Suriyeli bir öğrencim var. Sınav kağıdını dağıttıktan beş dakika sonra yanıma geliyor. "Ben bitirdim" diyor. Soruları okuma gereği bile duymuyor. Hem ne yapsın konuşmayı dahi yeni yeni öğreniyor. Yeni bir alfabeyi okuması, okuduğunu anlaması, şıklardan doğru cevabı bulması için daha çok zaman geçmesi gerekiyor. Üstelik bu konuda yalnız da sayılmıyor. Her sınıfta üç dört tane böyle öğrenci.. Onlar da bir iki sınavdan sonra çabalamayı bırakıp kadercilik kuyusuna atlamayı tercih ediyor. Girdiğim sınavlarda çocukları yanıma alıp soruları onlara anlatmaya çalışıyorum. Biraz Arapça biraz Türkçe biraz da beden dili, geçecek kadar bir şeyler yapılıyor. Aralarında çok zeki çocuklar.. Ah bir de anlasalar..

Sosyal bilgiler sınavı, soruda bir harita var. Haritada güneydoğu bölgesine bir işaret konulmuş, işaretli yerde hangi ekonomik faaliyetlerinin yürütüldüğü sorulmuş. Soruyu bir şekilde anlatıyorum. Şıklarda "tarım, ticaret, turizm, sanayi"…

Dokuz Yüz Katlı İnsan / Kitap Notları

Bir insan düşünün gökdelen gibi.
En üst katından bakınca bulut tarlaları.
En alt katına inince lağım fareleri.


Mustafa Merter'in kaleme aldığı 450 sayfalık kitabın özeti bence bu.
Kitap insana insanı anlatıyor. İnsana aslında yalnızca bir insan olmadığını, her gün başka bir insan olduğunu anlatıyor. Aynada yeri geliyor "insan demeye bin şahit ister" bir siluet, yeri geliyor "bakmalara doyamayacağın" bir sima seni karşılıyor. Aslında aynada kimi görüyorsan o sensin. "Hayır bu ben olamam" deyip kendine yabancılaştığın anda ki de sensin "sevdikçe sevesin" geldiği anda ki de sen. İnsan, hayat serüveninde kendi gökdelenin içinde bir yukarı çıkar bir aşağı iner. Kitabın bize vermek istediği bu iniş çıkışları kontrol edebilme yeteneği. Nasıl yukarı çıkılır? Çıktıktan sonra hep orada kalmak mümkün müdür? Aşağıdaki benle nasıl yüzleşilmelidir? Aşağıdaki beni yukarıya çıkarmak için ikna yöntemleri nedir? Liste böyle uzayıp gidiyor.

Kitabı eline alan arkada…

Dedikodu Evinin Bodrum Katında

Bugün aslında güzel şeylerden bahsetmeyi düşünüyordum. Bahar geldi, çiçekler açtı, mis gibi hava..
Ama hayata baksana!! İlla tatlının üzerine tuz serpecek. İlla midemi alt üst edecek.

Atalarımız ne mübarek adamlarmış. Az konuşup çok dinlemekle ilgili ne çok söz söylemişler. Peki ya biz, her salatanın maydanozu olmayı matah bir şey zannederiz. İlla her konuda bir fikrimiz olacak. Üstelik bunu fikirden zikire taşımadan da durulmayacak. İşte film de tam bu sırada kopuyor.

Efendim yeni hayatımın ilk çeyreğinde buldum kendimi bir dedikodu makinasının içinde. Herkes birbiri ile dertli, kuyu kazma peşinde. Bir kere düştün mü o çukura, çıkamıyorsun ne kadar çabalarsan çabala..

Ben çok konuşurum. Çok yorum yaparım. Çok bilirim..
Ah şu ben. Bir tek siyaseti bilmem. 
Doğru bildiğimi yanlış yerde söyleyebilirim.
Ama bedelini ödemeye gelince gerilir sinirlerim.

Son günlerde bir kitap okuyorum. "900 Katlı İnsan" isimli bir kitap. Daha sonra uzunca bahsedeceğim bu kitapta özetle insanın 900 katı o…

Bütün Eleştirilere Ya Sabır

Eleştiriye çok açık bir insan olmadığımı kabul ediyorum. Özellikle de bir konu için çok özeniyor emek veriyor ve üzerine de o konuda eleştiriliyorsam bana geliyorlar. İçimden haykırıyor, "emeğeee saaaygııı, lütfeeen" diyorum. Sırf böyle bir eleştiriye maruz kaldım diye zamanında işimi bırakmışlığım yani istifa etmişliğim vardır. 
Bir kaç gündür "hoca bana taktı" modundayım. Okulumuzun "pek kıymetli" müdür yardımcısı tarafından sürekli ikazlar alır oldum. Mesele, ikazın içeriği değil ikaz şekli esasında. Kul hata yapar, bunu bilerek ya da bilmeyerek yapar. Mühim olan ona hatasını nasıl gösterdiğimiz. Bu konuda verilebilecek en güzel örnek, Hz. Hasan ve Hüseyin'in yaşlı bir amca ile yaşadığı abdest olayıdır. Yanlış abdest alan yaşlı amca için Hz. Hasan ve kardeşi Hüseyin; -Yaşından başından da utanmıyorsun, o nasıl abdest almak öyle!!!  demiyorlar elbette. -Amcacığım biz daha yeni abdest almayı öğrendik de sizin yanınızda abdest alsak, doğru mu yanlış mı al…

Motto - Kitap Notları

Her sene gizli ve bilinçli bir şekilde birileri tarafından "lugat asimilasyonu" ya da daha iyimser bir tavırla "dil değişimi" çalışmaları olduğunu düşünüyorum. Size fazla komplo teorili bir cümle gibi görünebilir fakat hakikat olma olasılığı yüksek. Elbette bu bir varsayım ve ispata muhtaç.
Peki ben bu varsayıma nereden vardım? Engin tecrübelerim dersem gülebilirsiniz. Engin olmasa da dingin tecrübelerim olduğu aşikar. Bundan yıllar yıllar önce böyle bir şey olduğunu fark etmiştim. O halde bunu açıklamak için neden bugünü bekledim. Cevabı yazı da.
Bir zamanlar, bilgi yarışmaları pek bir revaçta idi. O yıllar televizyonun krallığını ilan ettiği, internetin esamesinin okunmadığı yıllardı. Hiç unutmam günlerden bir gün bir reklamda "nobran" diye bir kavram kullanıldı. Kız, erkek arkadaşına kızmış ve hakaret maksatlı "çok nobran bir insansın" demişti. Sonraki günlerde ne kadar bilgi yarışması varsa hepsinde bu kelimenin anlamı sorulmuştu. Ardından pop…