Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Adayış Risalesi

Kendini çocuklarına çocuklarını da dünyaya adayan annelere uyarı niteliğinde bir kitap..  Bir hitap.. Hamne'nin adağı.. İsa'nın annesi.. Meryem'in hikayesi..
Bir anne düşünün; en değerlisini, tek değerlisini, biricik evladını daha dünyaya gelmeden daha kucağına almadan daha kokusunu duymadan Allah için adasın. 
Bir anne düşünün ki adağından vazgeçebilecek bahaneyi bulsa dahi bir an için tereddüt etmesin, kararından dönmesin.
Bir anne düşünün ki sizin anneniz gibi hiç değil.
Sizin anneniz gibi sizi güzel okullarda okutmayı doktor yapmayı avukat olduğunuzu görmeyi ayaklarınızın üstünde durduğunuza şahit olmayı istemiyor. Bir anne ki ne sizin iyiliğinizi ne kendi iyiliğini düşünüyor. 
Yalnız Allah'ın Rızasını dert edinmiş bir anne.
Hamne.

Öyle bir annenin nasıl bir evladı olabilir ki?

Bir evlat düşünün dünyanın en değerli hitabında, adı ile anılan tek kadın olsun.
Bir evlat düşünün Rabbi tarafından bir mucize ile müjdelenmiş olsun.
Bir evlat düşünün ki bir Peygamber annesi olsun.
Meryem…

Geçmişten Bugüne Altın Günleri

Her şey eskise Altın Günleri eskimiyor..
Çeyrek asrı deviren ömr-i hayatımda (büyük çoğunluğu ev kızı modunda geçtiğinden olsa gerek) çok altın günü gördüm geçirdim. 
Işık hızından daha süratli bir kültürel değişim içindeyiz. Takibi zor bir değişim. Altın günleri de bu değişimden nasibini almış görünüyor.



Dün ile bugünün karşılaştırmasını yapacak olursak :

Dün Altın gününe gelen bayan profili : Parmağında yüzükler kolunda bilezikler ... türküsündeki kadın profiliydi.
Bugün altın gününe gelen kadın profilinin parmağında en fazla alyans var. Bilezik yerine bileklik tercih edebilirler o da yeşil altın olursa..

Dün altın gününe gelen kadınların çocuklarının sayısı, onların 2 katının 5 fazlası iken
Bugün (aile planlama politikasının başarılı olması ile) katılımcıların yarısından 3 eksik..

Dün altın günü menüsü kısır, patates salatası, peynirli poğaça ve ıslak kek iken
Bugün menüde waffle, tiramisu, fondan ve daha adını söyleyemediğim bir çok ithal tatlı var.

Dün altın gününde bayanlar dantel yanında…

Acaba Distimi Mi?

"Bugünlerde sırtımda dünyayı taşıyor gibiyim. Hayat, taşınması zorunlu, çok ağır bir yük gibi. Sadece temel sorumluluklarımı yerine getirip başka şeylerle ilgilenmiyorum. Hayatımı işime adamış; eğlenceye, sosyal aktivitelere enerji ve isteğim kalmamış durumda. Çok çalışmama rağmen yetersizlik duygusu içindeyim" mi diyorsun?  DİKKAT!!! İnternet araştırmasında belirtilerin Distimi hastalığını işaret ettiğini farkettim. Yani Gizli Depresyon. Bu hastalık uzun sürdüğü için kişi yaşadıklarını karakterlerinin bir parçası gibi algılıyormuş, sorunlarını bastırmaya çalışarak doktora gitme gereği görmüyormuş. Yandaki arkadaşa bakınca kendini görüyorsun biliyorum . Ne kadar uzun zamandır bu pozisyonda bir hayat sürdürdüğünü bile unuttun. Dışarıdan iyimser, hatta pollyanna gibi görünüyorsun. Yalnız kalınca her şeyin farkına varıyorsun. Elma dersen çıkıyor armut dersen çıkmıyor. Hatta yaşıtlarından daha geç evlenmene bile sebep olan nemrut bir hastalık bu. Ben gizli depresyonumla mutluyum diyorsan…

Gülbeyaz

Nereden aklıma geldi şimdi bu dizi?

Türk filmleri ile büyümüş bir nesildik biz.
Mutlu son severdik. 
Masum, saf, temiz, utangaç, entrikasız aşklar severdik.
Biraz zor olmalıydı biraz da acılı..

Şimdiki diziler bunun aksi istikamette bir yol almış gidiyor.
Sarmıyor..

Eee  hal böyle olunca geçmişe yolculuk yapayım dedim. Gülbeyaz'a rastladım.
Bu dizi bana eski Türk filmlerini hatırlatıyordu. 
Tadında bitirmiş olmaları da en büyük artısıydı.

Aklımda kalan en komik en duygusal en romantik sahne buydu :



( Böyle şaka mı olur ? Kızın kalbine indirecekti ..)
Bu sahne de en az onun kadar güzeldi..


Ya bu sahneye ne demeli. "edepli" sevmek bu olsa gerek:

İzledikleri pembe dizide kendilerini bulmaları 

Gülbeyaz'ın "nazli baci" halleri

Demiroğlu'nun nihayet Kadir'liğe terfi etmesi

Ve Kadir'in, aşkını itiraf etmesi

Her şeyi ile güzel diziydi vesselam..



Hayal EttikleriMiz - Gerçekler

İnsanoğlu hayal kurmayı pek bi sever.. Hele de yıllarca pembe dizilerle büyüyen genç kızlarımızın hayalleri vardır ki tadından yenmez. Aslında hemen hemen hepsi de aynı şeyleri hayal etmektedir fakat gerçekler hiç de umdukları gibi olmayacaktır. Dikkat bu yazı hayallerinizi yıkabilir. Unutmayın dost acı söyler!
Kızımız denize nazır bir üniversitede okumak ister:











ama burada okur:

Sonra evlenmek ister. Şöyle bir eş hayal eder:

ama bulsa buna bile razı olacaktır:













Şöyle bir evlilik teklifi  hayal eder:

Ama şöyle bir teklif de onun için yeterli olur:

















Sıra düğüne gelmiştir. O düğünü burada hayal eder:










Ama düğün burada olur:












Oturmak istediği ev burasıdır:

















Oturacağı ev burası:

Modern mi Geleneksel mi ?

Sanattan anlamam sosyoloji bilmem ama haddim olmadan bu yazıyı yazıyorum..

Güzel Sanatlar Fakültesi'nin tanıtım kataloğu elime geçti. İçinde bazı sanatlarla ilgili fotoğraflar vardı.
Tezhip ilgimi çekti önce.
Sonra gözüm modern sanatlara takıldı.
İster istemez bu ikisini karşılaştırdım. Hatta sosyolojik bir çıkarım bile yaptım.



Geleneksel sanatta sınırlar hakim  Modern'de sınırsızlık..
Gelenek'de birbirine bağlanmış sistemli bir yapı var. Modern'de bağımsız kuralsız bir yapı.
Gelenek'de simetri var.  Modern'de gelişigüzellik..
Gelenek'de ince işçilik, emek var.  Modern'de görüyorsunuz işte..
Velhasılı kelam
Bu iki sanatta döneminin insan tipini ortaya koyuyor sanki.
Geleneksel insan:
Sınırları olan, ailesine bağlı, kurallar çerçevesinde yaşayan, emeksiz yemek yemeyen..
Modern insan:
Özgür, sınırsız, kuralsız, yorulmayı sevmeyen, istediği gibi yaşayan..

"Sanat sanat için mi yoksa sanat toplum için mi?" bilinmez ama "sanat toplumun aynasıdır" o kesin…

Başımıza "Buda" Mı Gelecekti?

Japonya'da armutlara şekil veren kalıplar üretilmiş. Üretim aşamasında bu kalıplar kullanılarak şekil şekil armutlar üretiliyormuş.
Hatırlayanlarınız vardır, bu  Japonların ilk luzûmsuz işi de değil üstelik.. Daha önce de sırf istiflemesi kolay diye, daha az yer kaplıyor diye küp şeklinde karpuz üretmişlerdi. Hadi ona "eyvallah" demiştik de bu sefer olayı abartmışlar. Buda ve Meryem Ana figürlerini meyvelerinde kullanmışlar. 
Bu arkadaşlar teknoloji de ne kadar ileri yol alıyorlarsa kafa olarak o kadar geri vites yapıyorlar. Hatırladığım en son 1400 sene evvel helvadan putlar yapan acıkınca da onu afiyetle yiyen bir kavim vardı. Biz o devre "cahiliye devri" diyorduk. Bu devre ne diyoruz? 
Bilim çağı.. 
Demek ki cahillik okumakla bilmekle yok edilecek bir şey değil. Eğer öyle olsaydı bunu ilk yapacak kavim Japonlar olurdu. 

Malum bizim de üzerinde "Allah" yazan bir çok yiyecek maddemiz var.  Yumurtasından domatesine balına kadar.. Hatta geçen de diş taşında…

İlahiyat'çı Kızların Profil Fotoğrafları

İlahiyatçı Hanımların profil fotoğrafları 5 türdür:
Bekar ve Gelenekçiler: 
Profillerini çoğunlukla çiçek böcek fotoğrafları süsler. Bazen "و " harfi kullanırlar. Son trendleri ise "hiç" yazısıdır.



Bekar ve Modernistler: 
Profillerinde çoğunlukla arkası dönük fotoğrafları vardır. Bazen yüzlerini de görmek mümkündür, onda da çook uzaklara dalıp gitmişlerdir.


Nişanlı ve Gelenekçiler: 
Profil fotoğraflarında iki el görmek olasıdır. Eller bahane alyansı göstermek şahanedir.

Nişanlı ve Modernistler:
Profil fotoğraflarında genellikle müstakbel eş adayları ile beraber çekindikleri bir fotoğraf vardır.


Evliler:
Evli bayanların profili standarttır. İlahiyatçısı da doktoru da öğretmeni de ev hanımı da profilini çocuklarının fotoğrafları ile süslerler.

 :))

Herke'z Hata Yapar

Herkes hata yapar. Hata yapmak insanoğlunun fıtratında (genetik kodlarında) var . Her ne kadar "hata" kelimesi Peygamberler için kullanılmasa bile onların da "zelle"leri var. Adem (a.s) o ağaca yaklaşmasaydı , Yunus  (a.s ) kavmini bırakıp gitmeseydi, Musa (a.s) yanlışlıkla bir adamı öldürmeseydi, Peygamberimiz "abese ve tevella" ya muhatap olmasaydı ve bütün bu örnekler Kur'an'da bize bildirilmeseydi umutsuzluğa düşebilirdim.  Tarih Orhan Baba'yı haklı çıkarmasaydı. "Hatasız kul olmaz" demeseydi. Sezen Ablamı da es geçmiş olsaydı  " Eller günahkar diller günahkar bir çağ yangını bu bütün dünya günahkar.." sözlerini her fırsatta üşenmeden hatırlatmasaydı mesela..  Ümitsizliğe düşebilirdim.
Esasında  "Pişman olmak ya da olmamak" işte bütün mesele bu.. İblis hata yapmıştı ama pişman olmadı hatasında ısrar etti. Adem de hata yapmıştı. İblis'ten farkı ise tövbe etmek oldu.  İnsan olmakla Şeytan olmak arasındaki fark: Pişm…

Arapça Alt Yazılı Türk Dizisi İzleme Mantığı

İlahiyat Fakültesi'nde Arapça hazırlık sınıfından geriye kalan yarım yamalak bir Arapça'm var. Onun da elimden kayıp gitmesinden korkuyorum.
Malum şu sıralar Türk dizileri Arap ülkelerinde pek popüler. Youtube'da bir çok dizimizi Arapça dublaj ya da alt yazı ile bulmak mümkün. Ben de Arapça'ma sahip çıkma bahanesi ile bu dizilere takılıyorum. Eğlenirken öğreniyorum. Çok da faydasını gördüğümü söyleyebilirim. Çoğu zaman
 "Aslında bu kadar basit ben de bu cümleleri kurabilirim ama neden kuramıyorum" diyorum.  Bazı cümle kalıplarının fotoğraflarını hem kendim hem de benim gibi Arapça'ya gönül verenler için kaydettim. Sizin için paylaşıyorum :
"Şu dünyada kaç milyon kişi senin yerinde olmayı istiyor biliyor musun canım kardeşim ? " ( bilemezsin)

"Bizim beraber olmamız imkansız!!" (ayrı dünyaların insanları onlar)

"Bu eski Türk Filmi değil, Biz ayrı dünyaların insanlarıyız, ne ya?"


"Büyük aşklar kavgayla başlar komserim" (klişed…

Kore Dizisi İzleme Hastalığı

Kore dizisi izleme hastalığı
Bulaşıcı olduğunu söylemek mümkün. 
Belirtileri;  "Acumma , acussi, sarageo" gibi kelimeleri cümle içinde kullanma. Durduk yere canın spagetti çekmesi (ramen bulamadığından)
 Tüyü bitmemiş yetimden hoşlanma.  Okuma hızında büyük ilerleme (alt yazı okumaktan olsa gerek)
 Bir de kortizon aman işte KorDizon eksikliği diyebiliriz.
 Korunma yolları :   Kore dizisi izlenen ortamlardan uzak durma Yukarıdaki belirtileri gösteren arkadaşlardan ilişkinizi kesme, Bu konudaki blog yazılarını bile görmezden gelme..
 Fakat artık çok geç diyor bu hastalığa müptela olduğunuzu biliyorsanız tedavisinin mümkün olmadığını ama yine de Allah'dan ümit kesmemek gerektiğini söyleyebilirim.

Bu hastalığın nedeni tam olarak bilinmese de dizileri tercüme eden arkadaşlar sayesinde neredeyse aynı atalara sahip olduğumuza inanıp hastalığın genetik bir rahatsızlık olabileceği tezini bile ortaya atacağım. Baksanıza atasözlerimiz ne kadar benzer :)























Benim Dünyam

Kolay kolay ağlayan biri değilimdir. Bu konuda kendime kızdığım çok olur. Hep şu ayeti hatırlarım : "... kalpleriniz katılaştı, kaya gibi hatta daha da sert oldu. Çünkü; unutmayın öyle kayalar var ki, içinden ırmaklar fışkırır; Ve öylesi de var ki, yarıklarından su çıkar..." Kaya gibi katı bir kalbim olsa dahi içinden ırmaklar fışkıran bir kaya olmalı değil miydi?  Düşündüm de kendime bu kadar haksızlık etmemeliydim. Benim de içimden ırmaklar fışkırıyordu ama bu ırmakların yabancı topraklara akmasına izin vermiyordum. İçimde saklıyordum belki de. Belki de bir kez akarsa durduramam diye korkuyordum. Bilemiyorum. Mesela hiç film izlerken kahkaha ile güldüğüm de olmamıştı salya sümük ağladığım da.. "Benim Dünyam"ı izleyene kadar tabi.. Hani sağır ve kör olan kız çocuğu "su" dediği an benim içimdeki sular taşları yarıp dışarı aktı. Gözyaşlarım sel oldu ülke sınırlarımı aştı. Tekrar izlediğim de aynısı olmaz diye düşünmüştüm ama daha fazlası oldu. Bu film beni…

Ah Şu Batıl İnançlar

Batıl inançlara sahip olmak bir ilahiyatçıya yakışmaz ama ne zaman sofrada ekmeği bir kaç parçaya ayırsam o gün mutlaka misafir geliyor. ( Belki de bize her gün mutlaka misafir geliyor da ben sebebini buna mı bağlıyorum bilemedim şimdi)
Neyse sabah yine ekmeği bir kaç parçaya ayırdım da içimden bunu geçirdim. Öğleden sonra da beklenen sahne vukû buldu. An itibari ile iki misafir kafilesi evimize doğru ilerleyişini sürdürmekte. Sayıdaki fazlalık ekmeği fazla parçaladığımdan olsa gerek. 
Misafir hayırdır, berekettir, nimettir.
Ah şu sınav olmasa..
Batıl inanç anlayışında onunda bir çaresi var. 
Sınavdan önce okunmuş pirinç yutarım. Sınav kağıdına okur üflerim. Bir yerlerden de 4 yapraklı yonca buldum mu tamamdır..

Selamûn Aleykûm

Besmele her hayrın başıdır madem  bu işe başlarken de "bismillah" desin adem. Bismillah'la başlasın ki işine Allah'ı da ortak etsin  Allah'sız işlerden kendini uzak etsin. Bismillah'la başlasın ki yalnız olmadığını hissetsin , yalnız O'na kulluk ederek yalnızlığı yalnız bıraksın. Bismillah'la başlasın ki diline her daim hayrı söyletsin de hayr olmayana hayır diyebilsin.

Sonra "selam" versin. Selam versin ki selamette olsun. Selam versin ki savaştan değil barıştan söz edebilsin. Müslimce selam versin İslamca selam versin.
Selamûn Aleykûm