Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mutsuz Son

"Birgün gelecek bir gün kalacak" derler ya işte o gün bugün.
Beş yıl önce başlayan universal serüvenim yarın son buluyor. 
Farklı duygular yaşıyorum. Yorgun,  üzgün, durgun..
Yaşadığım duygular içerisinde yalnız mutluluk yok. 
Çünkü hayatımın en mutlu beş yılı bitiyor. Yine ve yeniden dünyevi aktivitelerin içinde kaybolmaya ve kalabalıklar içerisinde yalnızlığa adım atıyorum. Asıl yurdumu bırakıp gurbete dönüyorum.

Bilmiyorum, belki çok uğraştığım çok çaba harcadığım çok engel aşıp da ulaştığım bir şeyi kaybediyorum diye bu kadar üzülüyorum.
Belki de kendimi bulduğum,  kendim olduğum diyarı terk ediyorum diye.
Bildiğim tek şey gerçekten üzülüyorum.

Çoook yıllar önce "simyacı" isimli bir kitap okumuştum.
 (bu kitabı okumayan yoktur herhalde.) 
Kitapta bir adam vardı, hacca gitmek için sürekli para biriktiriyordu, bu amacı için yıllarca uğraşıp didinip sonunda amacına ulaşacak parayı bulmuş  ama hacca gitmemişti. Neden böyle yaptığı sorulunca, 
"ben hayalsiz yaşayamam"…

Kim Daha Doluydu?

Bugün hava mı daha dolu ben mi bilemiyorum.

Şimdi bir dağ evinde
Battaniye üzerimde..

Şimdi bir çay demine..
Sıcacık bir şömine..

Şimdi bir kara kalem
Bir iki dertli kelam..

Bugün hava mı daha dolu ben mi bilemiyorum.

Pembe Minibüs

Nabrut'un blogundaki Feminizm'le ilgili yazı vasıtasıyla Turşu Blog'la tanıştım. Blogda feminizmle ilgili bir kaç yazı mevcut. Sanırım bundan sonra da bu konuyla ilgili yazılar yayımlamaya devam edilecek. Blogda çok da yeni olmayan bir konudan bahsediliyor. Pembe Minibüs. Bu konuya başlarda çok olumlu bakarken (17-19 yaşlarında) yaş ilerledikçe görüşlerim değişti.
Yeni görüşlerimi Turşu Blog'da yorum olarak paylaştım bir de kendi bloğumda paylaşayım istedim.



"Hem feministim hem Müslüman.." 
Yok böyle bir memleket! 
Çok şükür sadece Müslümanım. 
Üstelik; bir yılda, ortalama bir ayı otobüste geçen bir Müslümanım. Buna rağmen pembe minibüs uygulamasının karşısındayım. Aslında bir alternatif olarak sunulmasında mahsur görmüyorum ama bu ayrıştırmanın bir sonunun da olmayacağını düşünüyorum. Allah'ın kadını ve erkeği bir dünyada yaratmasına karşılık insanların bu dünyayı birbirinden ayırma çabalarına anlam veremiyorum. "Madem ayrı ayrı daha mutlu olacaktık, keş…

Akinatör

Akinatör bir tahmin oyunu..
Eğlenceli ve şaşırtıcı bir oyun.
Oyun çağımı çoktan geçtim işim olmaz demeyin. Bu oyun çocuklardan çok büyüklerin ilgisini çekecek bir oyun. Hele de nerede bir iskambil kağıdı bulsa fal açtıran, gelecekten haber almak için misafirlerine kahve içtiren, "bildi bildi valla bildi" gibi ünlem cümleleri kullanacak kadar falının sonuçlarına heyecan duyan kişiler, bu oyunu en azından bir kez oynamalı. 

Akinatör bir tahmin oyunu. Sen aklından birini tutuyorsun o, kim olduğunu biliyor. Aslında sorduğu sorular sayesinde eleme yolu ile doğru sonuca gittiği için sonuç çok şaşırtıcı olmuyor. Asıl şaşırtıcı evre daha oyunun başında iken aklından tuttuğun kişi hakkında nokta atışı soru sorması. Yuh diyorsun, ne alaka şimdi diyorsun, aklımı mı okuyor bu diyorsun.. 

Fotoğraflarla örnek verecek olursak :









Aklımda Alaattin'in cini var. Birinci soru "erkek mi" ikinci soru "Türk mü?" ve dördüncü soru "cin mi?" evet cin...

Bu bir tesadüf diye …

Sesim Kesik Klavyem Bozuk

En çok kullandığım iki şey: 
Sesim ve klavyem..
Şu sıralar ikisi de hurdaya ayrıldı.
Konuşmayı da yazmayı da cok severim. Eskiden günlük yazardım. Bir kaç cilt var, hala saklıyorum. Sonra Faceye yazar oldum,  Twitter filan... Baktım 140 karakter derdimi anlatmaya yetmiyor blog kullanıcısı oldum. Ama geçenlerde klavyem iflas bayrağını açtı. Şu an yazdıklarımı t9 modunda yazdığım biline. Hata edersem affola.
Klavyemin bozulması yetmiyormuş gibi Kuran ezberi yapacağım diye ses tellerimi de bozdum. RTE'nin Son mitingini yaparken çıkardığı ses benzeri bir ses çıkarıyorum. Hatta daha da fena :-)
Bu yüzden tamamen hayattan koptum. Bitkisel hayatta gibiyim. Bu sessizlik bana hiç yaramadı. Facede gönderileri yalnızca beğenebilmek ne demek anlayamazsınız. Oysa neler neler yazmak istiyorum.
Aslında başka bir mevzu vardı. Onu anlatacaktım ama telefonun tuşları ile anlatılmayacak kadar uzun ve ciddi bir konu. Bu yüzden bugünlük bununla idare edin :-)

İlan-ı Aşk

Türk televizyonlarında hemen hemen her gün birileri birilerine ilanı aşk ediyor. Dizilerde, evlilik programlarında hatta talk showlarda bile pankartlı aşk ilanlarına rastlamak mümkün.
Böylesine sevgi pıtırcığı bir toplumuz işte.. İşimiz gücümüz sevmek...
Ama sevilmemek.. Bizde aşklar hep tek taraflı işliyor. Kavuşunca adı "Aşk" bile olmuyor.

Evlilik tekliflerinin klasik sahnesi, kırmızı mumlar ve güllerle süslü bir masa,
Bu masanın ne için hazırlandığını son dakikaya kadar anlamayan bir kız,
Yere çömelmiş bir Jön Türktür.
Bu modellerden bolca görmekteyiz. Bir de değişiklik olsun diye bilmem kaç fit yukarıda ya da suyun bilmem kaç metre altında ilan-ı aşk edenler var ki bence artık bunlar bile klasik modeller kategorisine aday.

Benim bu konuda iki favori sahnem var. Hani "bir gün bir deli de bana ilan-ı aşk etmek isterse böyle bir şey yapsın" dediğim sahneler bunlar. 

Sahnelerden biri herkesin bildiği şu sahne:


İkinci sahnem ise daha taze, fırından yeni çıkmış bir sahne:


Bu y…