Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bu Öğretmenler de Oturarak Para Kazanıyor

Son iki gündür "bu öğretmenler de oturduğu yerden para kazanıyor" sözünde atıf yapılan öğretmenlerden biri hissediyorum kendimi..

Malum dün ve bugün Teog sınavı vardı. İlk gün branşıma ait sorular sorulduğu için sınavda görev alamadım. Üzüldüm mü? Hayır..

Sınavda görevli olmasak da, o gün okullar tatil olsa da, okula gitmemiz gerektiği gerçeği, sebebini anlamadığımız, anlamaya da çalışmadığmız bir konu..

Okula gidip sınav bitene kadar oturuyorsunuz.. 
Dün istemesem de oturarak kazandım paramı..

Bugün ise sınav görevim vardı. Dua ettim, okudum üfledim ve kurradan "yedek gözetmen" kağıdını çekmeyi başardım :)) Yine ve yeniden oturarak para kazandım. Hakkımı da yememek lazım otur otur nereye kadar dedim okulun bahçesinde bir iki volta attım..

Sanırım yarın yine oturarak para kazanacağım. Bir derse girdikten sonra dersine gireceğim sınıfın öğrencileri pikniğe gideceklermiş. Bana da öğretmenler odasında oturmak düşüyor bu durumda :))

Biliyorsunuz bendeniz bardağın dolu tarafın…

Yarım Kilosu Dört Lira

Hayatımın ilk çeyreğinde yaptığım pazar alışverişi, bu senenin ilk çeyreğinde yaptığım pazar alışverişine denk gelmekte..
Her çarşamba rutin Pazar yapıyorum. Bir haftalık sebze meyve ihtiyacımı karşıladığım yer olan çarşamba pazarı bana her hafta bir "hayat bilgisi" dersi veriyor..
Geçen hafta üç buçuk liraya aldığım çileğin, aynı tezgahta akşam pazarında üç liraya satıldığını görünce ilk dersimi almıştım. 
Bu hafta ise kayısı tezgahlardaki yerini almıştı. Amma ve lakin baya pahalı satılıyordu. Her tezgahta 7 Lira yazısı beni karşılıyordu. Biraz daha bekleyebilirim diye düşündüm ve onun yerine erik aldım, çilek aldım. Sonra gözüme kocaman harf ve rakamlarla "4 LİRA" yazılı kağıdın bulunduğu kayısılı tezgah ilişti. Bendeniz, Necip Fazıl'ın Sakarya Türküsü'ndeki "saf çocuğu masum Anadolu'nun" olduğumdan hemen zokayı yuttum. "Bir kilo verir misiniz" dedim. Abi sağolsun hemen paketleyip verdi. 5 liram olmadığından 10 lira uzattım "abi!…

Doymadım Doyamadım Sevmelere Seni Ben

İstanbul konu başlıklı yazılarımdan birine daha hoşgeldiniz..
Bu şehri keşfetmeye devam ediyorum..
Çok gezen mi bilir çok okuyan mı bilmem ama ikisini birlikte yapabilen bir şeyler öğreniyor o kesin..
Bu fakir de "açık öğretim"imine İstanbul'da devam etmekte..
Yaşam boyu eğitim ilkesi gereğince ömrünü vakfetmiş bir kişiciğim ben..
Sırf insanlığa bir yararım dokunur niyetiyle gezip tozmaktayım hem.. :))

Tarih 23 Nisan 2016 günlerden Cumartesi..
Yer: Haliç
Orada Bulunma Sebebi: Piknik..

Yılın ilk pikniğini Haliç'te sahile karşı yaptık.. Çayımızı küçük tüpte yapmamız Semaver'in memleketinden gelen biri olarak bana çok abes geldi.. İlk iş bir semaver almaya karar verdim. 
Pikniğin ardından Taksim'e geçtik. İstiklal'de gezdik tozduk alışveriş yaptık.. Adım başı sıralanmış bir birinden ilginç sokak şarkıcılarını dinlemek işin en eğlenceli kısmıydı.
Hele de yanda fotoğrafını gördüğünüz Kızılderili amcaya bittim..
Yürüye yürüye Galata'ya kadar geldik. Namaz kılacak bir c…

Game Over

Sanal oyunlarla bir çoğumuz namı değer "snake" oyunu ile tanışmışızdır herhalde.. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Adem'le Havva'nın ısırılmış elma'sının henüz markalaşmadığı dönemde en popüler telefon markası polofonik müzik dahi çalabilen nokia telefonlar idi. O zamanlar ergenliğe yeni adım atmış gençler, çocukken komşunun oğlu'nun tetris oyuncağında "bir elde ben oynayabilir miyim" diye saatlerce sıra bekleyen kişiciklerdi. Şimdi ise evvel zamandı ve onların da nokia cep telefonları vardı.  Bu çılgın gençler, sabah güneşi ile başlar akşam ezanına kadar "snake" oynarlardı. O günlerde insanoğlu henüz ne candy cruse'lar ne de farmeville'lerdan haberdardı. 

Günler günleri, aylar ayları kovadı.. Derken bu mutlu insanlar, bambaşka oyunlarla tanıştı. Artık atari'nin yerini playstation almıştı. Kimse uçan kuşları vurma derdinde değildi. Kimse Tetris'teki boşluğu dolduracak çubuğu buldu diye mutlu olmuyordu her nedense.. İş…

Bana Baba Dedi

Çocuklar öğretmenlerine değişik hitap şekilleri kullanırlar bilirsiniz..
"Öğretmenim" ile başlayan bu serüven zamanla "örtmenim"e evrilir. Yaş profili ilerledikçe hitap şekli tamamen değişir ve sonunda "hocam" olursunuz. 

Yukarıda zikredilen durum normal seyirdir. Bir de benim derslerine girdiğim sınıflar var ki bu sınıflarda "hitap evrimi" çok başka ilerliyor. Başlarda bana da "öğretmenim" diyorlar. Ama bir farkla "günaydın öğretmenim" yerine "selamün aleyküm öğretmenim" :))
Sonra bana da "örtmenim" dedikleri evre başlıyor. Ve ardından "hocam" evresine geçiliyor. Buraya kadar her şey üsteki ile aynı. Fakat benim sınıflarımda evrim burada bitmiyor. İstisnasız dersine girdiğim her sınıfta "istemsiz" olarak ortaya çıkan "ADM" yani "Anne Deme Vakası" görülüyor. Sorun tam dersin en heyecanlı kısmında söz almadan bir öğrencinin derse müdahil olduğu dakikada vuku buluyor. Öğr…

İnsan Bir Kere Ölür

İstanbul'a hastayım.. Artık bunu hepiniz biliyorsunuz :)) 
Ayrıca İstanbul'da hastayım.. Bundan da az çok haberiniz var..
Bir ara domuz gribi olduğuma dair bir post yazmıştım. Bu grip domuz gribi mi bilinmez ama geldiği gibi gitmiyor onu iyi biliyorum. Beni çok sevdi kerata :)) Gidip gidip geliyor.. Eylül'den sonra bu beşinci grip vakam.. Alıştım artık takmıyorum. Aklına estikçe gelip gitmesini arsızlığına veriyorum..

Neyse efendim hasta hasta haftasonu ne yapılır? Çamaşır, bulaşık, temizlik, yemek ve alışveriş dışında tabi :) (bunlar boynumuzun borcu, hastalık filan dinlemiyor) Ben de bu mevzuları hallettikten sonra oturdum dizi izleyeyim dedim. Türk televizyonlarında aradığımı bulamadığımdan Kore televizyonlarına dadandığım doğrudur. Koreliler bakmış "Güneşli Diziler" tutuyor, "Güneşin Torunları" diye bir dizi yapmışlar. (Al işte bizden çalmışlar.. Onca zaman Güneşi Bekledik, Güneşin Kızları geldi.. Torunları da Kore'ye gitmiş, şimdi haberdar olduk)…

Doğu Demirkol

Doğu Demirkol diye bir arkadaş geçenlerde Güldür Güldür Show'a çıkmış. O programı komik bulmadığımdan izlemiyordum. Ara sıra çocuklar "Şevket" diye birinden bahsediyorlar da (sanırım showdaki bir tipleme) olaya fransız kalıyorum. Neyse whatsapp grublarından birinde bu arkadaşın katıldığı programın linkini attılar. Bir dinleyeyim dedim. O gün bugün en az 10 kez aynı videoyu izledim ve her seferinden aynı esprilere tekrar tekrar gülüyor buldum kendimi.

Ağır Abla olduğumdan kolay kolay her şeye gülmem. Hele komiklik olsun diye bel altı konuşmalar yapılırsa iğrenirim izlemem. Cem Yılmaz bile bu tarz espriler yapınca itici gelir. (Gerçi özünde de itici biri olduğunu düşünürüm ama adam zeki ve espride kalite, buna laf yok) Her neyse en son, bel altı espri yapmadan da insanları güldürmenin mümkün olduğunu gösteren Atalay Demirci'ye gülmüştüm fakat onun da elinde fazla malzeme olmadığını bütün kredisini Yetenek Sizsiniz de bitirdiğini düşünüyordum. Özünde komik değil de bu iş…

Dertler Derya Olmuş, Boğulmamak Elde Mi?

Genç kadın of'la af arasında bir hayat yaşamaktadır.
Bardağa bakış açısına göre ilk harflerin yer değiştirdiği bu hayatta, mütemadiyen Araf'ta hissetmektedir, her nedense? Hayat herkes gibi onu da yeterince yormaktadır elbet. Ama sanki onun çile bardağı duble dolmaktadır. O, bakış açıları farklı olsa da her seferinde bardağa bakmayı başarabilirken diğerlerinin hep son damlaya takılmasına anlam verememektedir.

Damlaya damlaya göl olur derler ya, onun hayatında hiç bir son damla aslında son damla olarak kalmamaktadır. Muhakkak her bir sonun yerini alacak yeni bir damla bulunmaktadır. Günler günleri damlalar damlaları kovalarken havuzlar dere, dereler göl, göller deniz, denizler umman...
Genç kadın yavaş yavaş boğulmaktadır. Çırpındıkça yorulmaktadır. Ne bir çığlık atmakta ne de bağırmaktadır.. İçine içine.. Derinden derine..

Tutacak birini görse elini uzatacak ama nafile.. Ortalık pek ıssız.. İn cin tek kale maç yapmakta..
Kafasında deli sorular.. Beceremiyorsan yüzme.. Boğulacaksan …

Ömrümün Lale Devri

Neden bilinmez, insanlar mutlu olmayı unutur oldu.
Etrafımda her şeyden şikayet eden insan sürüleri..
Güneş açtı gölgeye gidelim. Gölge oldu güneşe geçelim..
Çok sıcak hiç esmiyor. Esiyor, ne çok esiyor..
Otobüse binelim, oksijen yok. Vapura binelim, çok sallıyor. Yürüyerek gidelim, yoruluruz. 
İçim şişiyor içim..
Bana "Pollyanna" olduğumu söylüyorlar. Her şeyden memnun oluyormuşum.
Güneşi sevmek, denizi sevmek, rüzgarı sevmek, kuşları sevmek neden "pollyannacılık" olsun?
Otobüs kalabalık ama en azından oturuyoruz,
Vapur sallıyor ama deniz havası alıyoruz,
Rüzgar esiyor ne güzel ferahlıyoruz..
demek neden "pollyannacılık" olsun? 
Neden martıların yerinde olmak istemeyeyim?
Neden köpeklere gülümsemeyeyim?
Neden çayın yanında simit yemeyeyim?
Neden yaşamayı sevmeyeyim?
Neden her şeyden şikayet etmeliyim..
Biri bana açıklasın..
Ben sanki cennetteyim..
Eminim bu insanlara Allah cenneti de verse bir kulp bulurlar..
Mutlu olmak bizim elimizde..
Gülümseyin.. Ne olur hala hayatta ike…

Otobüs Hikayeleri

Otobüs maceralarımdan oluşan bir kitap yazmayı düşündüğümü söylemiştim size hatırlarsanız..
Artık şoförlerle de kanka olduğuma göre bu işi yapmak farz oldu üstüme :))
Evet koskoca İstanbul'un İETT şoförü beni durakta değil de okula yakın bir yerde indirmeye başlayınca tamam dedim. Mevzuda bir level daha atladım.. İnerken "hayırlı günler hocam" cümlesini zikretmiş olması da daha ne kadar şaşırabilirim ki dedirtti bana.. Güne gülümseyerek başlamama sebep olan  şoföre teşekkürü bir borç biliyorum.

Bu memlekette kendimi ünlü gibi hissediyorum. Esasında kimsesiz olduğun bir yerde birilerinin seni tanıyor olması ister istemez böyle bir duygunun içine sürüklüyor insanı. Aaa beni tanıdı.. Selam verdi.. Bu kimdi ya? Bana neden güldü ki.. Nereden tanışıyoruz acaba? vs.. Garip bir sevinç.. Ya da buruk mu desem..

Otobüs işte.. Yeri gelir doğum gününü kutlar, yeri gelir gideceğin yere kadar bırakır seni.. Toplu taşıma araçları acayip eğlenceli :))

Bahar Geldi Zannımca

Yine binlerce hamde layık bir günün sonundayım..
Son altı yıldır her sene "hayatımın en güzel senesi bu sene" diye düşünmekle meşgulüm..
Sadece bunun için bile binlerce hamdolsun..
Onca yol aldım, yeri geldi ıslandım
Dondum, yandım..
Hayat bana her rengini tattırdı..
Şimdi tıka basa yemiş de sıra tatlıya gelmiş gibi hissediyorum..
Şöyle çikolatalı, karamelli ya da krokanlı mı desem..
Meyveli mi yoksa..
Bilemedim.
Ama çok tatlı, anlatamam..

Yine binlerce hamde layık bir günün sonundayım..
Gök, yer ve ikisi arasındakiler için..
Güvercinler mesela
Balıklar ve çimenler için..
Mavi ve yeşil,
Hatta kahverengi...
Çocuklar, gençler ve dinçler için..
Yediklerim ve dediklerim,
Okuyup  dinlediklerim için..

Yine binlerce hamde layık bir günün sonundayım..
Güneşler parlıyor yüreğimde
Yıldızlar ışıldıyor..
Kır çiçekleri, papatyalar belki..
Kıpır kıpır..
Koşmak istiyorum, 
Çığlık çığlığa bağırmak..
Bisiklete binmek belki de..

Bahar mı geldi ne? 
Binlerce hamd
Geçmişime- bugünüme- geleceğime..

Akraba Evliliği Zararlı Mı Yararlı Mı?

Akraba Evliliği..



Sizce Zararlı mı Yararlı mı?
Bence çok da zararlı değil. Hele de şu devirde, insanları tanımak bu kadar zorken tanıdıklarınız arasında doğru düzgün eş adayları varsa evlenin derim ben :)) 

Benim annemle babam teyze çocukları mesela..
Annemin ve babamın dayısı babamın halası ile evli..
Annemin ve babamın iki dayısının çocukları birbirleri ile evli. (Kız tarafı, aynı zamanda babamın halasının kızı da sayılıyor)
Babamın halası, babamın dayısının oğlunu sevmiş ama babamın dayısının malum oğlu babamın amcasının kızı ile evlenmiş. (Yani halasını sevip yeğenini almış)
Babamın kardeşi ile annemin kardeşi arasında bir aşk filizlenmiş ama kemale ermemiş.
Teyzemin kızı ile teyzemin oğlu arasında da aynı mevzu bahis oldu ama sonuç hüsran.
Sülale geniş, ellinin üzerinde anne tarafında otuzun üzerinde de baba tarafında kuzenim var. Bir de ikisinin de ortak tarafları var ki burada da azımsanmayacak kadar uzak kuzenim var. Akraba evliliği potansiyeli yüksek bir genç nesil de geriden gelmekle…

Alzheimer Bulaşıcı Mı?

Mevzu bahis "dalgın kadınlar"
Kadınların dalgınlığı hususuna Kur'an'da dahi değinilmiştir. İstisnalar kaidei bozmamakla birlikte bu hakikate inanmaktayım. Dalgınlık eşiğimizin düşük olmasının elbette türlü türlü sebepleri mevcut. Aynı anda bir çok iş yapmak zorunda olma durumu da bu eşiği yerle bir etmeye yetiyor. Geçmişte çift anadal yapma gibi bir hataya kurban gitmişliğim var. Geçmiş derken yakın geçmiş. Bu nedenle henüz izleri geçmiş değil.. O zamanlar kitaplarımı, telefonumu hatta kendimi bile okulda unuttuğum oluyordu. Erken yaşta bunama hastalığı ile başbaşa kaldığımı düşünüp kendime çokça üzüldüğüm olmuştur. İş yüküm azalınca unutkanlık ve dalgınlık problemlerimde de nisbeten azalma oldu. Ta ki bu aya kadar.

Geçtiğimiz ay yani mart ayı içerisinde iki kez anahtarı kapıda unutma bir kez de dosyalarımı okulda unutma vukuatına imzamı atınca "hayda döndük mü eski günlere yine.." cümlesi dilimden endişe ve korku ile birlikte döküldü. Geçen hafta "Beyaz…