İnsanoğlu Cennetini Kaybetmiş


Hatırlıyorum,
Bir mahalle vardı. Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar ev birbirine sırtını dayamış oturuyorlardı.
Evlerin içinde ise birbirlerine kenetli insanlar yaşıyordu.
Akşam olunca hanımlar işlerini bitirir mahallenin yola bakan kısmında toplanırdı. Sokaktan gelen geçenleri seyrederken çaylar yudumlanırdı. Çoğu zaman bu çay semaver çayı olurdu. Çocukların ise keyfine diyecek yoktu. Her gün istisnasız sobecilik oynarlardı (nam-ı değer saklambaç) Bazen evcilik bazen ebecilik.. Hanımların ellerinde danteller, örgüler, mekikler.. Her biri bir sanatkardı. Ufuk kızarmaya başlarken babalar eve döner, çocuklar "anne biraz daha ya" diye ağlardı.

Hatırlıyorum,
Mazide mutlu insanlar vardı. Hepsi gecekondularda yaşardı. Yağmur yağınca evleri su basardı. Suları boşaltırken bile birbirlerine gülen, durağan hayatlarına bir adrenalin geldi diye sevinen insanlar vardı. Ama işte her şey di-li geçmiş zamanda kaldı.

Önce o mahallenin karşısına bir kaç abartman dairesi ardından iki katlı villa tipi evler yapıldı. O güne kadar herkes evinden, yurdundan memnun iken şimdi etrafı acabalar sardı. Acaba bizim de böyle bir evimiz olamaz mıydı? Acaba biz de kaloriferli evde otursak nasıl olurdu? 
Şimdi sıra keşkelerde.. Keşke bir müteahhit de bizim kapımızı çalsa. Keşke bizim de mutfak dolapları olan bir evimiz olsa. Keşke keşke.

Eee kul ister de Allah vermez mi? Hepsinin nihayet kaloriferli, mutfak dolaplı bir apartman dairesi oldu. Ama hangisi gerçekten mutlu oldu?
Bugün yine keşkeleri var yine acabaları.. 

Buraya kadar anlattıklarımın sadece bir girizgah olduğunu söylesem okumayı burada bırakıp gider misiniz? Canınız sağ olsun. Ama "nereden nereye bağladı, bu kızın kafası nasıl çalışıyor" demek istiyorsanız hadi devam edelim.

Gelin şimdi de televizyonların gündüz kuşaklarının bizden o masum mutluluğumuzu nasıl aldığını görelim. Sabah uyanıyorsunuz etrafında komşuluk diye bir şeyin kalmadığı o kaloriferli apartman dairenizde canınız acayip sıkıldığı için elinize kumandanızı alıyor ve televizyonu açıyorsunuz. "Bugün ne giysem" diyor. Sizin de an itibari ile en önemli derdiniz bu zaten. Manken gibi bir kız (büyük olasılıkla da manken) mağaza mağaza dolaşıp cicili bicili kıyafetler, ayakkabılar, çantalar deniyor. İçinizden bir " ah ulan ah.." çekiyorsunuz. Eşofmanlarınızı bile değiştirmeden (kim görüyor ki sanki hem bunlar daha rahat) yemek yapmaya koyuluyorsunuz. Ocakta yemeğiniz var biraz dinleneyim diyorsunuz yine televizyon başındasınız. "Evim Şahane" diyor bir kadın "Selim Beeyy" diye de ekliyor. Üstelik mutluluk gözyaşları döküyor ki ortalığı sel götürecek. Bir mutfak yapmışlar sorma. Senin mutfak dolaplarının modası geçeli yıllar oldu. Eskiden dolabın bile yoktu ya neyse.. Unuttun tabi o günleri. Akşam adam eve gelsin de o yaptığım yemeği yerken ben de onun başının etini yiyeyim diye planlar kurmaya başladınız bile. Ama bitmedi bir de akşam kuşağı var. Akşam kuşağı dediysem 5 çayına denk gelen bir zaman dilimi. Ben bilmem eşim bilir diyen bir takım insan grupları son model bir araba için yarışmaktalar. Tam da o vakitte eşiniz eve gelecek. Otomobil sizden çok onun ilgisini çekecek. Siz dolaplar için hayal kurarken o arabayı değiştirme derdine girecek. Ertesi gün, en fazla bir hafta sonra krediler çekilecek.

Artık daha da güzel bir eviniz daha güzel kıyafetleriniz ve otomobiliniz var. Peki bu borçlar nasıl ödenecek. Şimdi mutlu musunuz? Hayır.

KALPLER ANCAK ALLAH'I ANMAKLA MUTMAİN OLUR.
İNSANOĞLU CENNETİNİ KAYBETMİŞ DÜNYA İLE NASIL TATMİN OLUR?





Yorumlar

  1. Karşımda olsan alnından öperdim. Çok mantıklı tespitler. Şükür edip oturmak varken keşkeler dilimizde hiç eksik olmuyor.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder