Hayatta Olmaz

İstanbul "Gel" diyor
Erzurum "Hayatta Olmaz"..


Sabah 9.15 uçağı ile gel çağrısına icabet etmeyi planlarken akşam 9.15 de nihayet İstanbul'a ayak bastım. Sanki başka bir şehire değil de başka bir ülkeye gelmiş gibiyim. Orada kar boran burada yemyeşil orman.. Önce pist buzlandı sonra uçağın motoru dondu. 4 saat kadar uçkta bekledikten sonra tekrar terminale döndük. Ardından yeniden uçağa bindik fakat bir türlü uçak kalkamadı. Hosteslerin "Tekrar hoşgeldiniz"  anonsunu kaç kere yaptıklarını sayamadım bile. "Anlayışınızdan dolayı teşekkür ederiz" cümlesi de ondan altta kalır değildi. Anlayış mı mecburiyet mi bilemedim. Saat üç gibi havalandık. Bir saat sonra da İstanbuldaydık. Ama çilem henüz bitmemişti. Sabiha'dan Taksim'e iki saat sonra ulaştık oradan eve gelmem de bir saatimi aldı. Sabah 7.30 da yaptığım kahvaltı ile uçakta verilen Dankek'i saymazsak ölüm orucunda gibiydim. Acun'a sesleniyorum Dominik'e gitmene gerek yok asıl Sörvivor burada.. Zira eve gelmekle de iş bitmedi. Eşek ölüsü gibi ağır olan valizimi üç kat yukarı çıkarmak da bana düşüyordu. Ama yıkılmadım ayaktayım.

Bugünün tek gülümseten olayı hosteslerden birinin beden dili ile yaptığı tatbikatı karıştırması ve ortaya çıkan komik durumdu. Ayrıca öndeki kıvırcık çocuğun her beş dakikada bir, bir hostesi çağırıp malumat alması, hosteslerin ise durumu güleryüzle ve sukunetle karşılaması da bir o kadar komikti. Uçağımızda bir de ünlü ismimiz vardı: Talha Uğurluel..
Kendilerini takip eder çok da severim. Fakat selam vermeye çekindim. Bir ünlüyle ne konuşulur bilemiyorum sanırım :))

Zor bir gündü ve ben zoru severim.. Hem her zorluktan sonra bir kolaylık yok mudur? Buna da iman ederim. Bugünlük bu kadar.. Şimdi yatın uyuyun çünkü yarın okul var :))

Yorumlar