Doymadım Doyamadım Sevmelere Seni Ben


İstanbul konu başlıklı yazılarımdan birine daha hoşgeldiniz..
Bu şehri keşfetmeye devam ediyorum..
Çok gezen mi bilir çok okuyan mı bilmem ama ikisini birlikte yapabilen bir şeyler öğreniyor o kesin..
Bu fakir de "açık öğretim"imine İstanbul'da devam etmekte..
Yaşam boyu eğitim ilkesi gereğince ömrünü vakfetmiş bir kişiciğim ben..
Sırf insanlığa bir yararım dokunur niyetiyle gezip tozmaktayım hem.. :))

Tarih 23 Nisan 2016 günlerden Cumartesi..
Yer: Haliç
Orada Bulunma Sebebi: Piknik..

Yılın ilk pikniğini Haliç'te sahile karşı yaptık.. Çayımızı küçük tüpte yapmamız Semaver'in memleketinden gelen biri olarak bana çok abes geldi.. İlk iş bir semaver almaya karar verdim. 
Pikniğin ardından Taksim'e geçtik. İstiklal'de gezdik tozduk alışveriş yaptık.. Adım başı sıralanmış bir birinden ilginç sokak şarkıcılarını dinlemek işin en eğlenceli kısmıydı.
Hele de yanda fotoğrafını gördüğünüz Kızılderili amcaya bittim..
Yürüye yürüye Galata'ya kadar geldik. Namaz kılacak bir cami bulmakta zorlandığımız doğrudur. Nihayetinde bir cami bulduk fakat onun da bahçesinde ziyafet sofrası kurmuş gezi ruhunu hala içinde taşıyan insancıklar vardı. Hala caminin kapısını dahi kapatan bu ziyafetin amacını düşünmekteyim. İndikçe iniyor ve nihayetinde Beyoğlu'nun dar sokaklarına varıyoruz. İyice yorulduk tabi. Bir kafe bulma derdindeyiz.
 Sonunda bir mekanı beğendik. Oturduk. Adam menüyü getirirken bana uzaylı görmüş gibi bakıyordu. Olur öyle şeyler burası Beyoğlu sonuçta dedim. İçimi rahatlattım. Menüyü elime alana kadar çok rahattım. Bir anda kendimi dükkanın dışına attım. Arkadaşlar da arkamdan geldiler. Kimse olana bitene anlam veremiyordu. Garson burayı beğenmediyseniz içeriye alalım sizi diyordu ama ben duymuyordum. Zira menüde yazan "Rakı" kelimesi beynime format atmıştı ve aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyordu.. Canını yediğim memleketim Diyar-ı Dadaş'ta hiç böyle sorunlarım yoktu. Ondan sebep bir yere giderken burası içkili mekan mıdır diye düşünme gereği duymuyorum, duyamıyorum.. Hala alışamadım buna..

Neyse ki Karaköy'den Eminönü'ne geçiyoruz. Daha bizden birileri var etrafta.. Buralar daha bir Türkiye sanki.. İçimiz yandı resmen, kavrulduk.. Bir kafe bulmuş değiliz hala.. Nihayet "MİM" diye bir yere vardık. İçerisi bir harika, manzarası muhteşem.. En üsteki fotoğraf bu kafeye ait.. Tamam dedik burası tam bizlik. İçeride Şallı Gençler var.. Feraceli filan.. Zaten adı da bir Müslüman..
 Ne yazık ki içeride oturacak yer yok. Beyoğlu'dan kaçan soluğu burada almış sanki.. Kimsenin de kalkmaya niyeti yok.. Biz sanki Kerbela'dayız. Bir yudum suya, bir bardak çaya hasret dolanmaya devam.. (Kafede gözüm kaldı, hafta içi mutlaka gitmek istiyorum, gitmek isteyenler de hafta içi gitsinler)
Artık ayaklarımızın takati kalmadı üstelik çok acıktık. Bir boş masa bulunca oturduk. Adana'mızı yedik ama hala çay içmedik.. :)) Yine bir sokak şarkıcısı.. Bu da daha bir Türkiye tabi .. Bağlamasına kurban..
Vakit geç oldu, sırada akraba ziyareti vardı. Onu da hallettik. Akşam oldu uyuduk, uyandık.. Pazar Üsküdar'daydık. Kız Kulesine karşı soğuk bir şeyler içtik ya geç olsa da içim ferahladı.. Artık ölsem de gam yemem dedim. Eve Marmaray'la gitmek daha kolay olsa da vapur bir başka..
Deniz havası ile vardık evimize..
Doyduk insana, havaya ve denize..
Darısı da sizin üzerinize..

 Şimdi yemek faslına geçiyor sizi Üsküdar manzarası ile başbaşa bırakıyorum..
Arrivederci Efendim.. 

Yorumlar