Karalama Defteri


Yağmur damlaları usul usul dökülüyor, pencerenin buğusundan çiçekli sokak, hayal meyal görünüyordu. Gözleri derinleri bir bıçak gibi delerek zamansızlık denizine dalıp gitmişti. Uzakta çoook uzakta bir bankta, elinde şiir kitabı, başı önünde, o oturuyordu. Gül cemalini göstermeye niyeti yoktu ki kafasını kitaptan bir türlü kaldırmıyordu. Kalkmak istedi, çıplak ayakları ile ona koşmak. Ne okuyorsun diye sormak, neden ıslanıyorsun, benim şemsiyem senin olsun demek istedi.

Yağmur damlaları usul usul dökülüyor, pencerenin buğusundan çiçekli sokak, hayal meyal görünüyordu. Ayaklarının gücü yoktu belki ama parmakları hala hayatta. Buğulu cama bir şeyler yazmak istedi. Ne yazacağını bilemedi. Adının baş harfini, yok yok kalbini. Eski bir Türk filminde izlemişti. Başroldeki kız, "anne" demişti. Anne.. Yazılabilecek en değerli kelime.

Yerinden doğrulup hafifçe camı araladı. Buram buram toprak kokusu odayı kapladı. Yağmurdan sırılsıklam olmuş bir kedicik içli içli miyavladı. Yüreğindeki belli büyük bir yaraydı. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı türden. Kucağına alarak sarıp sarmaladı. Bir an gözleri camın ötesindeki kitap kurdunu aradı. Çoktan yerinden kalkmış bir kaç adım atmış ona doğru geliyordu. 

Biraz sonra sigara dumanından sararmış tül perdenin ardında beliren oydu. Yıllarca beklediği karşısında duruyordu. Aralı camın ardına isyan dolu bir ses demeti savurdu. "Neden?" diyordu. "Neden bu kadar geciktin?" "Seni asla affetmeyeceğim." 
Seni asla affetmeyeceğim..

Yorumlar