Öğretmenler Seminerlerde Ne Yapar?




Öğretmenler seminerlerde ne yapıyor?
Çok fazla bu soru ile muhatap oluyorum. Soru kolay cevabı ise oldukça zor.

Öğretmen olmadan önce ben de çok merak edip tanıdık öğretmenlerle durumu müzakere etme derdine girmiştim fakat hiç bir şekilde açıklayıcı cevaplar alamamıştım. Şimdi aynı sorular bana soruluyor ve ben de yanıt vermekte zorlanıyorum. Bu yazımda elimden geldiğince malum soruna bir açıklama sunmaya çalışacağım.

Edison'un elektiriği, Newton'un yer çekimini, bilmem kimin suyun kaldırma kuvvetini keşfettiği zamanın seminer zamanları olduğu efsanesi dillerde dolanıyor.

Hatta bir çok bekar öğretmenin yuvayı yapan kuşunu bu seminerlerde Avladığı söyleniyor.

Ve de yaprak sarma ve mantı tariflerinin de ilk kez seminer haftalarında ortaya döküldüğü iddia ediliyor.

Dedikodulara göre bu günler öyle mübarek günlermiş ki kimsenin ne yaptığını bilmeden bir çok şey yaptığını fark ettiği mucizevi anlar yaşanıyormuş.

Modern zamanlarda Milli Eğitim'in esnek politikaları sayesinde seminerleri kendi memleketlerinde alan öğretmenler azımsanmayacak çoğunlukta. Peki bu durum mesleki çalışmalara ne gibi katkılar sağladı. Elbette en önemli katkısı memleketin yöresel ağzı, yöresel yemekleri, yöresel muhabbetleri sayesinde kültürel mirası pekiştirmiş olması. Bu sayede asimilasyon kapıları bir süreliğine kapatıldı, öze dönüş çağı yeniden açıldı.  

Gelgelelim mesleki çalışmaların amacına ve bu amaca ne kadar hizmet ettiğine. Çalışmaların en önemli amacı, daha refah daha kalkınmış daha bir muasır medeniyetler seviyesinde eğitim hizmeti sunmanın altyapısını oluşturmak. Peki çalışmaların sonucu;
"Otur otur nereye kadar biraz da bahçede volta atalım, kantinde tavla yapalım" falan filan işte.
Hele evli öğretmenlerin bekar öğretmenlere Çin işkencesi olsun diye anlattıkları doğum hikayeleri ve pek kıymetli kocalarının kıymet bilmez halleri.

Ha bir de "bu seminerler nerden çıktı ve neden çıktı" soruları var ki onu da kısaca yanıtlayıp yazıma öyle Son vermek istiyorum.
Bence bu seminerler bundan yıllar yıllar evvel adı sanı bilinmeyen bir arkadaşın " şu öğretmenlik de ne kıyak iş, üç gün çalış üç ay yat valla" diye bir dedikoduyu afişe etmesi üzerine başlayan toplumsal söz grevine eğitim liderlerinin "ne yapsak da şu üçü iki yapsak, milletin sesini az da olsa kıssak" iç sesinin dışa yansımasıdır. Peki başarılı bir faliyet midir, diğerleri gibi, hayır.. Çünkü toplum nazarında öğretmenler hala üç ay tatil yapmaktadır. Dünyanın dönüş yönünü dahi değiştirebilirsin fakat bazen inançları asla.

Velhasılı kelam, 

demek ki neymiş. Sadece yasama ile olmuyormuş yürütmedikten sonra her şey ilk günki yerinde öylece duruyormuş.

Yorumlar