Ana içeriğe atla

Selamun Aleyküm Yine Ben :))

Selaaaaaamuuunnn Aleyküüüüüüüüm,

Çok uzun zamandır buralara uğramaz oldum. Belki bir yerlerde birileri "acaba Semavi'ye bir şey mi oldu" diye merak etmiştir diye umuyorum :)) Kimseden bu konuda bir mesaj almadım gerçi, "olmasan da olur" diyorsunuz içinizden biliyorum. Ama sağlık olsun. Bu cümleyi kuruyor olmanız bile biraz olsun benimle ilgilendiğinizi göstermez mi? Bana bu da yeter..

Efendim, son bir aydır bir misafirim vardı. Taa Erzurumlardan valideciğim teşrif etmişlerdi. Evimi şenlendirdi, yüzümü güldürdü ve bir ayın sonunda o biricik memleketime yani "diyar-ı dadaş"a geri döndü. Annem buradayken bilgisayarla meşgul olmak, arkadaşlarımla takılmak vb.. işler ona karşı saygısızlık olur kabilinden buraları ıssız ve sessiz bıraktım. Tabi yoğun çalışma tempomun da duruma etkisi yadsınamayacak derecede.

Peki son bir ayda neler oldu hayatımda.. Az sonra!!!

Öncelikle bir "Asil Öğretmenliğe Geçiş Sınavı" atlattım, ardından bu sınava bağlı bir mülakata girip kendimi rezil ederek rakiplerime büyük fark attım. Yazılı sınavda iyi bir başarı gösterdim (her zamanki gibi :)  )  Ama iş sözlüye gelince tıkanıyorum işte.. Benim kalemim kuvvetli, çenem değil :)
Neyse ki olan oldu. Sonuçlar Şubatta açıklanacak. Bakalım Burjuva sınıfına geçebilecek miyim? 

Sonralıkla bol bol gezdim tozdum. Yağmur yağdı, kar yağdı, güneş açtı.. Havalar hep aynı havalar yani.. Sizin için gezdiğim yerleri fotoğrafladım. Sonra onları çizgi roman efektleri ile efektledim.


Önce annemi Eyüp Sultan'a götürdüm. Bundan yıllar yıllar önce bu türbeyi yine ziyaret etmiştim fakat İstanbul'a taşındığımdan beri ilk kez annemle o gün gittim. Çok manevi bir havası vardı. Yaklaşık bir ay önce Talha Uğurluer'in "İstanbul'un Kalbini Bekleyenler" kitabını okumuştum. Kitapta Eyüp'te yatan tarihin önemli isimlerinden bahsediyordu. Bu kez Eyüb'ü gezmek, o kitabı yaşamak gibiydi. Erzurum'daki "Lala Paşa Camii"ni yaptıran Lala Mustafa Paşa'nın kabri de Eyüp Sultan'ın hemen yanındaymış meğer. Yıllarca namaz kıldığım caminin hayrat sahibini ziyaret ayrıca güzel bir duyguydu. Hele "Beşir Ağa'nın" hikayesini bilerek kabrine bakmak.. Anlatılmaz yaşanır bir gün böyle başladı ama böyle bitmedi elbette. Şimdi sırada teleferiğe binmek vardı. Teleferiğe binmek de ilk defa yaptığım şeyler arasındaydı.


Yukarıdan manzara böyleydi. Pazar sabahının erken saatleri olduğu için ortam sessiz ve sakindi. Teleferikten inip annemin gençliğinin unutulmaz filmi "Senede Bir Gün" ile ününe ün katan "Pierre Loti Tepesi"ne çıktık. Annem yıllar önce bu filmi izlerken babam askerdeymiş belki de bu yüzden o filmi de o tepeyi de unutamamış.


Aslında annemle, bu tepeden Haliç'e karşı bir bardak çay yudumlamak güzel olurdu ama yağmurlu bir gün olduğu için sandalyeler kapalı konumuna alınmıştı. Her yer ıslaktı, Yine de İstanbul'un sakinken daha güzel olduğunun ispatı, karşımızda öylece duruyordu. Yeniden teleferiğe binip Eyüp Meydan'ına indik. Meydanda daha önce hiç fark etmediğim bir ağaç gördüm.Kuş Ağacı.. Etrafında onlarca ağaç varken bütün kuşların üzerine konduğu özel bir ağaç. Sanki kuş değil de ağacın yapraklarıymış gibi bir görüntü. Harika!!

 

Meğer Eyüp deyip geçmemek lazımmış. Bol farkındalıklı bir gezi oldu ama artık eve dönsek iyi olurdu. Bugünlük yeterdi. Ertesi gün yine addalardaydık, sonra yine sonra yine.. Neyse her yaptığımızı anlatmayacağım ama boğaz turundan bahsetmeden de edemeyeceğim :)


Gezimize Eminönü'nden başladık. Gemideki tek Türk insan familyası bizdik esasında. Hava da çok soğuktu aslında. Ama böylesi daha güzel oldu. Bir Turist bana baktı ben de ona gülümsedim, bu gülüşün bedelini ödemek istercesine  bizim fotoğraflarımızı çekmek istedi, hemen "olur" dedim :) Ardından Şehitler Köprüsü'nün altından geçtik. 


Bir bardak sıcak çay içtik. Ardından Mecidiye Camii nam-ı değer Ortaköy Camii bizi karşıladı. O camiye annemi götüremediğim için biraz üzgünüm aslında. Malum deniz manzaralı namaz, öyle her Müslümana nasip olmaz. Başka sefere artık. Şimdilik Camiye uzaktan baktık.


Turu bitirip geri döndüğümüzde henüz hızımızı alamamıştık. Hemen Tramvaya atlayıp soluğu Sultan Ahmet'te aldık. Türistik ne kadar yer varsa gezmek farzdı bana ve anama :)


İşte Ayasofya karşımda. Bu kez daha mutlu sanki. "Özgürlük" diyor sanki "çok yakında!!" "İnşallah" diyorum ben de ona.. İnşallah. Ve Sultan Ahmet. Peygamber'in ayak izini taa Mısır'dan getirtip gördüğü rüya ile ertesi gün gerisin geri gönderen Sultan'ın camisi. Yine Talha Uğurluer'in kaleminden "Saray'ın Kutsalları"nda bu caminin hikayesini okumuştum. Bu eserler bana hiç bir zaman bir taş parçası gibi gelmemiştir esasında. Ama hikayelerini bilince durum bambaşka. Çok okuyan mı çok gezen mi derler ya bence nescafe ikisi bir arada :) Tadından yenmiyor, inanın. Efendim işte sonra "Yerebatan Sarnıcı"nı gezdik, Gülhane'ye gittik. Eminönü'nde yemek yeyip evlere dağıldık.


Ertesi gün sıra Süleymaniye'deydi. Muhteşem Süleyman'ı ziyaret etmeden olmazdı. Biricik eşleri Hürrem Sultan için bir fatiha okumadan Erzurum'a dönülmezdi. İstanbul'da en sevdiğim yerlerden biridir Süleymaniye. Hele o, deniz manzaralı serin havalı arka bahçesinde yaptığım iftarı asla unutamam herhalde. Kendimi evimde gibi hissettiren bir yer burası. İran'dan gelen Turistler de cabası. "Bu yatan Süleyman da şu yanındaki kim?" O da "Second Süleyman" .. Biz de Süleyman'lar bitmez ona göre ablam :)) Yine Talha Abimizin kulaklarını çınlatalım. "Dünyaya Hükmeden Sultan Kanuni" eserinde diyor ki "rivayet o dur ki, saraydaki hanım sultanlar şehzadelerini dünyaya getirirken dışarda padişahlar Kur'an okurlarmış, şehzadenin dünyaya geldiği anda hangi Sûre ya da ayette ise çocuğa ona göre isim konulurmuş. Kanuni dünyaya gelirken de babası Yavuz Sultan Selim Neml Sûresi 30. ayeti okumaktadır. Ayette Süleyman aleyhisselamdan bahsedilmektedir ve Yavuz Sultan Selim de oğlunun adının Süleyman olmasını istemektedir.
     
                  " إِنَّهُ مِن سُلَيْمَانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ"
Belki de Allah bu nedenle tıpkı Hz. Süleyman gibi Kanuni Sultan Süleyman'ı da dünyaya hükmeden bir insan olarak seçti. Allah'u alem.. Fatih'in de böyle bir hikayesi var ama onu da Fatih camini ziyaret ettiğimiz kısma saklamak isterim.


Bu fotoğrafta Süleymaniye'nin yanındaki bir Kur'an Okulunun kapısı var. Daru'l Kurra.. Buraya da daha önce çok gitmeme rağmen bir Kur'an okulu olduğunu ilk kez o gün fark ettim. Şimdi ne için kullanılıyor bilmiyorum ama amacına uygun olarak kullanılsa orada öğrenci olmak isterim.



Bu fotoğraf da Süleymaniye'nin arka sokağındaki dükkanlara ait. Biri yenilenmişken öteki yıkıldı yıkılacak. Param olsa da ben alsam diye içimden geçirmedim değil. Çok gezdik çok yorulduk yine eve döndük. Sonra günler günler geçti biz yine gezdik gezdik. Ve tam annem dönecekken olmayan oldu İstanbul'a kar yağdı. Uçak seferleri iptal.. Ne kadar üzüldüm bilemezsiniz :)))


Karlar düştükçe, İstanbullular şaştı. Memlekette ne çok sanatçı varmış da haberimiz yokmuş meğer. Her taraf Kardan Adam, Kadın, Cami, Kule, Kale, Gelin.. Mevlana yapanı dahi gördüm. Hey adamım, şaşırmış bunlar!! Ömrümün Çeyrek asırdan fazlasını kar altında geçirmiş, karla yapılacak yüz şey adlı kitabın yazarı olabilecek kadar tecrübe edinmiş biri olarak bu kadarına pes dedim. Görmemişlik zirve :)) Olsundu, onların hallerine bakıp gülmek de güzeldi..

Bir ara annem evde oturdu ama ben yine gezdim. Çocuklara yapılan okul gezisinde rehber öğretmendim. Beraber Atatürk'ün denizin içine yaptırdığı tuveletlerinin dahi deniz manzaralı olduğu evini ziyaret ettik. 


Manzara harikaydı. Denizin rengi bile bir başkaydı. Başka bir İstanbul daha tanıdım. Atatürk'ün önünde durduğu o meşhur kara tahtayı gördüm. Şapkasını, mayolarını, denize açıldığı kayığını vs.. Ardından Akvaryuma gittik. Deniz canlılarını seyrettik.


Bu küçük deniz yıldızı cama yapışmış bize poz veriyordu. Adeta Star olarak doğmuş gibiydi. Denizin üstünü gördük, altını gördük, karada görmediğimiz yer kalmadı. Ne kaldı geriye? Tabi ki hava..
Sırada Havacılık Müzesi vardı. Uçaklar, pilot kıyafetleri ve daha niceleri..


"Ne uzun post bu böyle, oku,oku bitmiyor" diyorsunuz biliyorum. Eee koskoca bir ayın birikmişliği var kasamda.. Daha anlatacak çok şey olsa da sadede geliyorum. Dün annemi yolcu ettim. O gitti, ben yine yalnızım. Arada kutladığım doğum günümle bir yaş daha alıp, bu yaşımda da özgür kız modunda olmak içten içten sarsmıyor değil fakat böyle de mutluyum sonuçta.. Elhamdülillah :))











Yorumlar

  1. aleyküm selam semavicim ara ara bakıyordum bir şey yazmışmısın diye yoğun olduğunu tahmin etmiştim.İyi gezmişsin maşallah! Annen içinde Allah kavuştursun sınavın için geçmiş olsun bu sınavdan kalanı hiç duymadım daha yani şimdiden hayırlı olsun asilliğin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Varlığını bilmek güzel :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İLAHİYAT OKUMAK İSTEYENLERE TAVSİYELER

Malum bu hafta Lys sınavı var. Ardından üniversite tercihleri başlayacak. Adaylar heyecanlı, ne okumak istediğine yıllar önce karar verenlerin yanında hala kararsız olanlar var. 

Olur da kazara aklından "İlahiyat okusam mı acaba" diye geçiren birileri çıkar. İşte bu birileri için İlahiyat okumuş ablaları olarak acı gerçeklerden bahsedeceğim. Kararlarını bu gerçekler üzerinden yapmaları daha sağlıklı olur diye düşünüyorum. 

En başta şunu söyleyeyim ki kimse benim kadar bu bölümü okumak istememiştir ve bundan sonra da istemeyecektir diye düşünüyorum. O yüzden söyleyeceklerime iyi kulak verin bence.

İlahiyat fakültesi bir çok üniversitede 5 senelik bir eğitim dönemini kapsıyor. (istisnalar var tabi) İlk sene hazırlık adı altında Arapça eğitim veriliyor. Bir de şanslıysanız Arap bir hocanız oluyor. Okulun en eğlenceli ve en rahat geçilen dönemi de bu dönem oluyor. En iyi arkadaşlıklar da bu dönemde kuruluyor.

Eğer ilahiyat okumayı göze alıyorsanız haftada 5 gün, cuma saati sohbet pr…

Koreliler Müslüman Olmak İsterse Ne olur?

Koreseverler iyi bilir ki Korelilerin çok büyük bir kısmı Ateisttir. Bunun yanında Hristiyan, Budist çok az da Müslüman olan vardır. Peki sizce Kore kültürü en çok hangi dini kabullenmeye yatkın. Yani bir din seçecek olsalardı onlara en uygun din hangisi olurdu?

Bir Müslüman Teolog adayı olmam sebebiyle bütün insanların fıtratı gereği Müslüman olmaya daha yatkın olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yazımda çok objektif olabileceğimi zannetmiyorum. Ama elimden geleni yapacağım.
Kore kültürüne baktığımızda "aile"ye verilen değeri görmek mümkün. Aile bağları çok kuvvetli.
Geleneklerinde büyüklere saygı ön planda. Dürüstlüğe, çalışmaya (yani helal para kazanmaya) önem veriyorlar. Evlerine asla ayakkabı ile girmiyorlar. Sabahları erken kalkmayı tercih ediyorlar. Daha güneş doğmadan uyandıklarını görmek mümkün. (sabah namazı vaktine denk geliyor )
Evlenirken ailelerinden izin alıyorlar. Evlilik dışı ilişkiyi hoş karşılamıyorlar.
Bunun yanında alkol tüketimi çok fazla. Domuz eti ve bilumum …

İlahiyat'çı Kızların Profil Fotoğrafları

İlahiyatçı Hanımların profil fotoğrafları 5 türdür:
Bekar ve Gelenekçiler: 
Profillerini çoğunlukla çiçek böcek fotoğrafları süsler. Bazen "و " harfi kullanırlar. Son trendleri ise "hiç" yazısıdır.



Bekar ve Modernistler: 
Profillerinde çoğunlukla arkası dönük fotoğrafları vardır. Bazen yüzlerini de görmek mümkündür, onda da çook uzaklara dalıp gitmişlerdir.


Nişanlı ve Gelenekçiler: 
Profil fotoğraflarında iki el görmek olasıdır. Eller bahane alyansı göstermek şahanedir.

Nişanlı ve Modernistler:
Profil fotoğraflarında genellikle müstakbel eş adayları ile beraber çekindikleri bir fotoğraf vardır.


Evliler:
Evli bayanların profili standarttır. İlahiyatçısı da doktoru da öğretmeni de ev hanımı da profilini çocuklarının fotoğrafları ile süslerler.

 :))