Ey Aşk Geldiysen...



Bunlar Hep Aşksızlıktan!!!

Efendim, malumunuz Firavun'un piramitlerinden daha sağlam ve daha güçlü olduğunu düşündüğüm Maslow abimizin oluşturduğu bir "İhtiyaçlar Piramidi"miz var. Bu piramidin yemek içmek ve bir çatıya sahip olmaktan sonraki evreye yerleştirdiği "ihtiyacımız" sevmek-sevilmektir. Bu gerçekliği Maslow dile getirince beğenen ama "sevgi karın doyurmuyor" cümlesi ile koskoca piramidi özetleyen Ayşe Teyze'yi kınayan ben, sen, o, biziz.. Ne zaman ki "İki gönül bir olunca samanlık seyran olur"a iman etmişiz, Maslow'un piramidini de Ayşe Teyzenin öğütlerini de işte o gün, öğle yemeği olarak yemiş bitirmişiz. 

Efendim, fikrimce yemek içmek ve barınmaktan daha büyük bir ihtiyaçtır sevmek-sevilmek. İnsan bedeni açlıktan ölebilir ama bu durumda "ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez" denir. Ruhun gıdası sevgidir. Sevip sevilmeyen insan manen ölür ve öldürür. Ölümün en acısı işte budur. 

Efendim, bizi madden doyurdular, karnımız da gözümüz de artık eskisinden çok daha tok. Ama manen açız, açlıktan ve susuzluktan ölmek üzereyiz. Ruhlarımız bir Kerbela'da.. Bir yudum suya hasret öleceğiz!!! Zihnimiz o denli bulandı, susuzluğumuz o kadar çoğaldı ki çölün ortasında "olmayan vahalar" görmekteyiz. 

Bu sevgisizlik çölünde, boş bir şişe elinde, zavallı, yorgun, biçare genç ne yapacağını bilememekte. Bir insan evladı, zehir kadehi ile ya da zakkum çiçeği ile gelip karşısında dursa, "böyle ölmektense öyle ölürüm" deyip sunulanı içmeye, verileni yemeye razı. Artık dağları delip kendisine su getirecek bir Ferhat'ın olmadığının farkında. 

Peki ne yapalım. Bırakalım da o zehiri içsin mi? Yoksa canından geçsin mi? Ona muhtaç olduğu suyu ulaştırmak mümkün mü? "Çıkmayan candan umut kesilmez mi" diyelim? Sabretmesini mi öğütleyelim? Nasihat karın doyurur mu? Susuzluğa çare olur mu? Hem bizi akl-ı selim ile dinleyebilecek bir kafa, böyle bir ortamda bulunur mu?

Mevla Görelim Neyler, Neylerse Güzel Eyler..





Yorumlar