Ana içeriğe atla

Motto - Kitap Notları

Her sene gizli ve bilinçli bir şekilde birileri tarafından "lugat asimilasyonu" ya da daha iyimser bir tavırla "dil değişimi" çalışmaları olduğunu düşünüyorum. Size fazla komplo teorili bir cümle gibi görünebilir fakat hakikat olma olasılığı yüksek. Elbette bu bir varsayım ve ispata muhtaç.

Peki ben bu varsayıma nereden vardım? Engin tecrübelerim dersem gülebilirsiniz. Engin olmasa da dingin tecrübelerim olduğu aşikar. Bundan yıllar yıllar önce böyle bir şey olduğunu fark etmiştim. O halde bunu açıklamak için neden bugünü bekledim. Cevabı yazı da.

Bir zamanlar, bilgi yarışmaları pek bir revaçta idi. O yıllar televizyonun krallığını ilan ettiği, internetin esamesinin okunmadığı yıllardı. Hiç unutmam günlerden bir gün bir reklamda "nobran" diye bir kavram kullanıldı. Kız, erkek arkadaşına kızmış ve hakaret maksatlı "çok nobran bir insansın" demişti. Sonraki günlerde ne kadar bilgi yarışması varsa hepsinde bu kelimenin anlamı sorulmuştu. Ardından popüler programlarda, ünlü isimlere nobran olup olmadıkları sorulur oldu. Neyse ki bu kelime onca çabaya rağmen tutmadı. Tutsaydı çok üzülürdüm. Zira çok nobran bir kavram olduğunu düşünüyordum. İşte tam o gün bende yeşil ışık yandı, aydınlandım. Etrafımda bu ve buna benzer bir çok mevzu gerçekleşiyordu. Ya bir isim ya bir olay ya bir kavram, o yıl bolca kullanılarak gözümüze gözümüze sokuluyordu. Sanki bilinçli bir şekilde toplumsal gizil öğrenme faaliyetleri yürütülüyordu. Ve ben, o sıralar safça bunun bir tesadüf mü tevafuk mu olduğunu düşünmekle meşguldüm. 

Ardından internet, televizyonu tahtından indirdi. O günden sonra lugatımız sosyal medyaya göre şekillenir oldu. Son olarak "özçekim mi selfie mi" tartışmaları yapılırken tüm ilginçliğini kaybeden bu mevzu, bugün okuduğum bir kitapla yeniden gündemime geri geldi. 

Aslında bugün size bir kitap yazısı yazmak istiyordum. Ama kitabın ismi bana yukarıdaki girizgahı yaptırdı. Kitabın adı: MOTTO.

Bu kelime ne zaman popüler oldu bilmiyorum ama benim hayatıma geçen sene bu zamanlar dahil oldu. Sürekli bu kavramı duyar oldum. Talk show'larda sizin motto'nuz nedir? diye sorular soruluyor, konuklar birbirinden özlü sözlerle cevap veriyorlardı. Bir Allah'ın kulu da "ya hu bu motto ne menem şeydir?" diye sormuyordu. Kendimi pek bir cahil hisseder oldum. Tıpkı diğer kelimeleri hayatıma mecburen eklerken duyduğum histi bu his. "Herkes biliyor da ben neden bilmiyorum?" Böyle bir duygu ile seni içine çeken bir çark bu. "Sen de bilmelisin, sen de gitmelisin, sen de tanımalısın, sen de çekmelisin." Uzun süre direnmeme rağmen sonunda ben de selfie çeker oldum. Ama hala bir selfie çubuğum yok, bu da düzene karşı tavrımı ortaya koymaktadır herhalde. Yine de fazla direnç gösteremiyorum. Bünyem bir yerden sonra iflas bayrağını açıyor. MOTTO kelimesi için de durum aynen böyle oldu. Önce kelimenin anlamını öğrendim. Sonra kendime bir MOTTO bulmaya çalıştım. En son karşıma "MOTTO" isimli bir kitap çıktı. İçini dahi açmadan kitabı satın aldım. "Madem lugatıma seni ekleyeceğim kimsin nesin iyice öğrenmeliyim" dedim içimden. Ama çarşıdan aldım bir tane eve geldim hiç bir tane. Kitabın içinden özlü sözler dışında bir şey çıkmadı. Özlü sözler dediğim de o kadar özlü değil. Bildiğin Facebook sözleri işte. Sanki lugat asimilasyonu üzerinden para kazanmaca.. Ama sanki tabi.

Kitabı alalı bir kaç ay oldu, yaşadığım hüsran üzerine bırakmıştım bir köşeye az önce tekrar aldım elime. Fatih caminin bahçesinde bir banka oturdum ve okumaya başladım. Yarım saatte yarısı bitti. Bir yarım saat vaktim daha olsaydı hepsi biterdi herhalde. Ama bitirmeden önce bir kaç Motto paylaşmak istedim sizlere. Paylaşacaklarım çok da fena mottolar değil, iyilerinden koydum sepete.

+Gözlerini kapamazsan göremezsin.
+Mahsun olma biz biraz da yenilmek için bu-ara-dayız.
+Tanrıya inanan adam olmak kolay, zor olan Tanrı'nın inanacağı adam olmak.
+Kurt sürüden ayrılanı kapar, ayrı olanı değil.
+Üzülme, alem senin kusurlarınla tamamlanıyor.
+İstek varken imkan olmaz, imkan varken de istek.

Farkındayım bu yazı ile yukarıda anlattığım şeyi yapmaya çalışanların ekmeğine yağ sürüyor olabilirim. Varsın olayım, siz de kendinize bir motto bulup yoruma ekleyerek bal sürersiniz, tadından yenmez. :)
Çok uzattım kitabın azarının ismini de verip yazımı bitiriyorum: Dücane Cündioğlu

Hayatta bir motto'ya ihtiyacı olanlara gelsin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İLAHİYAT OKUMAK İSTEYENLERE TAVSİYELER

Malum bu hafta Lys sınavı var. Ardından üniversite tercihleri başlayacak. Adaylar heyecanlı, ne okumak istediğine yıllar önce karar verenlerin yanında hala kararsız olanlar var. 

Olur da kazara aklından "İlahiyat okusam mı acaba" diye geçiren birileri çıkar. İşte bu birileri için İlahiyat okumuş ablaları olarak acı gerçeklerden bahsedeceğim. Kararlarını bu gerçekler üzerinden yapmaları daha sağlıklı olur diye düşünüyorum. 

En başta şunu söyleyeyim ki kimse benim kadar bu bölümü okumak istememiştir ve bundan sonra da istemeyecektir diye düşünüyorum. O yüzden söyleyeceklerime iyi kulak verin bence.

İlahiyat fakültesi bir çok üniversitede 5 senelik bir eğitim dönemini kapsıyor. (istisnalar var tabi) İlk sene hazırlık adı altında Arapça eğitim veriliyor. Bir de şanslıysanız Arap bir hocanız oluyor. Okulun en eğlenceli ve en rahat geçilen dönemi de bu dönem oluyor. En iyi arkadaşlıklar da bu dönemde kuruluyor.

Eğer ilahiyat okumayı göze alıyorsanız haftada 5 gün, cuma saati sohbet pr…

Koreliler Müslüman Olmak İsterse Ne olur?

Koreseverler iyi bilir ki Korelilerin çok büyük bir kısmı Ateisttir. Bunun yanında Hristiyan, Budist çok az da Müslüman olan vardır. Peki sizce Kore kültürü en çok hangi dini kabullenmeye yatkın. Yani bir din seçecek olsalardı onlara en uygun din hangisi olurdu?

Bir Müslüman Teolog adayı olmam sebebiyle bütün insanların fıtratı gereği Müslüman olmaya daha yatkın olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yazımda çok objektif olabileceğimi zannetmiyorum. Ama elimden geleni yapacağım.
Kore kültürüne baktığımızda "aile"ye verilen değeri görmek mümkün. Aile bağları çok kuvvetli.
Geleneklerinde büyüklere saygı ön planda. Dürüstlüğe, çalışmaya (yani helal para kazanmaya) önem veriyorlar. Evlerine asla ayakkabı ile girmiyorlar. Sabahları erken kalkmayı tercih ediyorlar. Daha güneş doğmadan uyandıklarını görmek mümkün. (sabah namazı vaktine denk geliyor )
Evlenirken ailelerinden izin alıyorlar. Evlilik dışı ilişkiyi hoş karşılamıyorlar.
Bunun yanında alkol tüketimi çok fazla. Domuz eti ve bilumum …

İlahiyat'çı Kızların Profil Fotoğrafları

İlahiyatçı Hanımların profil fotoğrafları 5 türdür:
Bekar ve Gelenekçiler: 
Profillerini çoğunlukla çiçek böcek fotoğrafları süsler. Bazen "و " harfi kullanırlar. Son trendleri ise "hiç" yazısıdır.



Bekar ve Modernistler: 
Profillerinde çoğunlukla arkası dönük fotoğrafları vardır. Bazen yüzlerini de görmek mümkündür, onda da çook uzaklara dalıp gitmişlerdir.


Nişanlı ve Gelenekçiler: 
Profil fotoğraflarında iki el görmek olasıdır. Eller bahane alyansı göstermek şahanedir.

Nişanlı ve Modernistler:
Profil fotoğraflarında genellikle müstakbel eş adayları ile beraber çekindikleri bir fotoğraf vardır.


Evliler:
Evli bayanların profili standarttır. İlahiyatçısı da doktoru da öğretmeni de ev hanımı da profilini çocuklarının fotoğrafları ile süslerler.

 :))