Din Güncellenebilir Mi?

 İnsanlık tarihi boyunca top trend konuların başında gelen "din" mevzusu hala bulunduğu konumu kimseye kaptırmamakta ısrarlı gözükmektedir. Nietzsche "Tanrı öldü" sözünü ortaya attıktan sonra nice zamanlar geçmiş de ezelden beri her daim Hayy olan ve hiç bir zaman ölümün kendisini bulamayacağına inanılan bir yaratıcı fikri insanoğlunun zihninden silinmemiş, silinmeyecek gibi de durmaktadır. Din kavramı işte bu denli güncel iken dinin güncellenmesi fikrinin böyle büyük tepkiler alması neden, şahsım tarafından anlamlandırılamamaktadır.

Din hiç eskimeyen modası geçmeyecek her daim güncelliğini koruyacak bir olgu olarak karşımızda durmaktadır. Buna karşın din yorumları ise binlerce yıl öncesinden copy paste yapılıp önümüze sunulmaktadır. Üstelik bu sunuyu yapanlar tarafından sunuda değişiklik yapılmasına katiyen izin de verilmemektedir. Bugün direk alıntılayıp fikrilerini kendi fikirleri gibi ortaya sundukları Ebu Hanife dahi bundan bin küsur yıl öncesinde "şimdi böyle diyorsun yarın başka" diye eleştirildiğinde "ben fikirlerimin esiri değilim, ertesi gün de bambaşka bir şey söyleyebilirim" diye kendisine yöneltilen eleştirileri yanıtlamakta iken "son moda sosyal fetvacıbaşlarımızın" bu denli tutucu bir yol izlemelerine akıl sır erdirmek mümkün olmamaktadır.

Artık yeni şeyler söylemek gerekmiyor mu sizce de? O şunu diyor, bu bunu diyor.. İyi de efendim sen ne diyorsun? Elbette sırf yeni bir şey söylemek için eskiyi çiğneyip atalım demiyorum. İslam bir bina ise onu ayakta tutan belli kolonları var. Ve elbette kolonlar yıkılırsa bina çöker. Amacımızın binayı söküp yeniden yapmak olmadı aşikardır. Bizim yapacağımız iş, tabir-i caizsse tıpkı bir tarihi eseri restore eder gibi hassas davranmakla mümkün olacaktır. Söz gelimi, İslam'ın özü "Tevhit"tir. Rasullah'ın tek amacı Allah'ın birliğini insana hatırlatmaktır. Bu gerçek asla ve asla değişmeyecek açık ve net bir gerçektir. Ama hayrın ve şerrin Allah'tan gelip gelmediği ya da bu cümle kalıbından kastın ne olduğu tekrar incelenebilir. Çünkü "Tevhid" inancı kadar kesin ve mutlak bir gerçeklik değildir. Tabi, itikadi konularda çok büyük sıkıntılar olmasa da sosyal hayatı ilgilendiren bir çok mesele hastalıklı tahliller sonucu mikrop kapmış yatak döşek yatmaktadır. Acilen şifa arayışı, gerekirse ameliyat yapılarak iyileştirilme yoluna gidilmelidir.  Kanserli noktalar yeniden Kur'an ve Sünnet süzgecinden geçirilip hükümlendirilmelidir.

Size İlahiyat fakültesinde "Güncel Fıkhi Meseleler" dersinde yaşadığım bir olayı anlatayım da durumun vahametini anlayın.  Dersin adında her ne kadar "güncel" kavramı geçse de derste kullandığımız kaynaklar oldukça ilkeldiler. Adını görüp umutlandığım, kaynağı görüp hüsrana gark olduğum doğrudur. Bir gün yine adı güncel kendi bin yıllık meseleleri masaya yatırmış konuşuyoruz. Daha doğrusu hoca konuşuyor biz dinliyoruz. Hoca, "bir kadının eşi öldükten dört yıl sonra doğan çocuğun babasının ölen kişi olduğu kabul edilir" diyor ve hükmü İmam Malik'ten aldığını söylüyor. "Nasıl yani" diyorum hocaya, büyük bir şaşkınlık ifadesiyle "dört yıl sonra doğan mı?" "Yok artık" Ardından "Bize neden bunları anlatıyorsunuz" diye soruyorum. DNA testi ile beş dakikada çözümleyeceğimiz bir meseleyi bugün hala neden böyle mümkünü zor, inanması güç hükümlerle çözmeye çalışmalıyız? Neden?? Hoca insaflı bana hak veriyor, meseleyi tatlıya bağlıyoruz. 

Gelelim Din Güncellenebilir mi, sorusunun yanıtına.

Son zamanlarda sanki 2018'de değiliz de 1998'deymişiz gibi geliyor. O dönemde ısıtıp ısıtılıp yedirilen yemekleri tekrar yemek zorunda bırakılıyormuşuz gibi. İslam'ın yumuşak karnı dediğimiz meseleler gıdıklanıyor, cımbızla ayıklanıp, al işte "hacıdan hocadan kork karanlık geceden" sözü tekrar tekrar hatırlatılıyormuş gibi. Gibisi fazla da neyse. Cumhurbaşkanımız ise bu defa akıllı. "Müslüman bir delikten iki kez ısırılmaz" hadisine vakıf. Onlar "bunları siz başımıza çıkardınız" demeden "kendi elleri ile kendisi indiriyor "başa çıkanları". Böylece yeni bir tuzağı bertaraf etmek için gardını alıyor, hamlesini yapıyor. Bu iş hayırlı da oluyor aslında. İslam düşmanları istemeden İslam'ın iyileşmesine vesile oluyor. Dini kemale erdirirme sürecine yardımları dokunuyor. Her 28 Şubat bir baharı müjdeliyor.

Artık din değil ama din anlayışını güncellemeye başlamalıyız. ARGE çalışmaları için ise alanında deneyimli, akıllı, vicdanlı, ufku geniş, kalbi temiz, ahlak sahibi, geleneğin bulaştırdığı hastalıklardan beri, geleceğin endişeleri ile hüküm vermekten arı, her anlamda fakih, Allah'a kul ve bir o kadar hür insanlar seçilmeliyiz.

Yorumlar