13 Mayıs 2018 Pazar

İslam Dininde Çok Eşliliğin Yeri

İslam dininin yumuşak karnı diyebileceğimiz hassas bir kaç meseleden biri de çok eşlilik meselesidir. Bu mesele yüz yıllardır içinden çıkılamayan herkesin kendine göre bir fikir sahibi olduğu erkeklere göre başka kadınlara göre bambaşka bir pencereden bakılan zor bir mesele. Neden böyle zor bir mesele hakkında yazı yazmak istedim bilmiyorum, ecelime susamış olabilirim :) Evvela şunu beyan edeyim burada yazacaklarımın bir kısmı yalnızca bireysel fikirlerimi içerecektir asla bir fetva ya da Kur'ani bir tefsir niteliği taşımayacaktır.

İnancımı taklidi imandan tahkiki iman mesafesine taşımak için bundan yıllar yıllar evvel Kur'anı tertil ile (yavaş yavaş üzerinde düşünerek) okumaya karar verdim. Bir senelik serüvenimden sonra bu muradıma kısmen ulaştım, sonra bir kaç defa daha okuma çalışmalarımı yeniledim. Ardından İncil, Tevrat, Zebur gibi diğer dinlere ait kitapları temin edip onları okumaya başladım. İncil'i okurken altını çizerek, Kur'an'la karşılaştırarak ve soru sorarak okudum. Ardından bir Papaz Efendi bulup sorularımı ona ulaştırdım. Papaz Efendi benim sorularıma cevap vermek yerine bana soru sormaya başladı. Sanırım beni benim silahımla vurmak istedi. Ben öğrenmek için soruyordum ama o sanki benimle cedelleşiyordu. Bu mücadele esnasında sürekli "yumuşak karnıma" darbeler alıyordum. Çok eşlilik, kadının dövülmesi, cennetteki huriler, Peygamberimizin eşleri ve daha bir çok "sıkıntılı" mesele. Böylece İslam'ı Müslümanlardan daha iyi bilen Hıristiyanların varlığından haberdar oldum.

Esasında amacım Hıristiyanlığı anlamaktı fakat bir müddet sonra kendimi Papaz Efendiye karşı İslam'ı savunur buldum. Onun sayesinde tahkiki imana daha fazla yaklaşır oldum. Bir nevi iman serüvenimi hızlandırdı diyebilirim. İşte bugün dilim yettiğince o ince meselelerden biri olan çok eşlilikten bahsedeceğim.

Evvela diyebilirim ki Kur'an-ı Kerim'i okuduğumda kadınların erkeklerden "yaratılış" bakımından bir derece geride olduğunu ister istemez kabul ettim. Bunu kabullenmek bir çok kadın için zor fakat Kur'an'a göre hakikatin böyle olduğunu inkar edemem. (Bu durumu şöyle anlayabiliriz; bitkiler taşlardan, insanlar hayvanlardan daha avantajlı yaratılmışlar, erkekler de kadınlardan daha avantajlı. Fazlası değil. Ayrıca erkek olup bu avantajlardan yararlanmak mı yoksa kadın olup dezavantajlı doğmak mı diye sorulsaydı yine kadın olmayı seçerdim. Yani benim için çok büyük bir mesele değil bu.)

1. Allah'ın önce Adem'i sonra Havva'yı yaratması.
2. Erkeklerin evin reisi olduğunu zikretmesi.
3. Bir çok ayette önce erkeklerden bahsetmesi.
4. Peygamberlerini erkeklerden seçmesi.
5. Cennetteki Huriler ve çok eşlilik meselesi vs. bu durumu destekleyen meselelerdi.

Fakat bu "üstünlüğün" yalnızca yaratılışla alakalı olduğunu iman ve ibadet ekseninde, ilahi değerlendirme cetvelinde ve Allah katında olmadığını da yine Kur'an'dan öğrendim:

1. Mümin kadınlara ve erkeklere birlikte emredilen hükümleri,
2. Kadın erkek diye ayrım yapılmadan verilen ödüllendirme ve cezaları,
3. Hz. Meryem'in durumunu,
4. Kız çocukları ile ilgili ayetleri ve daha fazlasını bu duruma delil olarak gördüm.

Ardı sıra Kur'an'dan öğrendim ki üstün olanların diğerlerine karşı zulmetmeye hakkı yok. Aksine onlara karşı merhametli davranmak zorundalar ve daha fazla sorumluluk almaları gerekiyor. Mesela; insanlar hayvanlara zulmedemez, doğayı kirletemez, zenginler mallarından fakirlere vermek zorundadır, anne babası olanlar yetimlerin hakkını gözetmelidir. Üsteki alttakine karşı borçludur. Erkekler de kadınlara karşı böyledir. Onlara merhametle muamele etmeli, rızıklarını temin etmeli, onları yormamalı, alttan alınması gereken bir durum varsa bunu erkekler yapmalıdır.

1. Peygamberimizin eşleri arasındaki bir münakaşa sonucunda onlara kızmak ya da evden kovmak yerine kendinin evi terk etmesi.
2. Kız çocuklarını diri diri gömenlere ahirette bunun hesabının sorulması.
3. Hz. İbrahim'in eşinin isteği üzerine gerçekleşen olaylara eyvallah etmesi
4. Kadın'ın iffetsizliği durumunda dahi önce erkeğin cezalandırılması gibi meselelerde bu duruma getirdiğim nakli delillerim oldu.

Bir türlü çok eşliliğe gelemedim. Dini meseleler çok hassas olduğu için girizgahlar ve sonuçlar hep uzun tutulur. Yarım anlatılırsa mesele yanlış anlaşılabilir, büyük sıkıntılar oluşur. Uzun uzun yazmam bu nedenledir. Hadi asıl meseleye geçelim:

İslam Tevhit dinidir. Tevhit Bir'lemek demektir. Allah birdir. Allah Adem'i yaratınca onunla bir olsun diye Havva'yı yaratmıştır. Bir başka eş yaratmamıştır. Allah'ın muradı "bir" eşliliktir. Kur'an'da "sizin için en hayırlısı tek eştir" buyuran yine Allah'tır.  Peki sevdiğiniz eşlerden ikişer, üçer, dörder alın diye buyuran ve cennette erkekler için huriler sunacak olan da yine aynı Allah değil midir? Evet öyledir.

Allah'u Teala kulunu en iyi bilendir. Erkek fıtratını bunun yanında Kur'an'ın indiği dönemi, öncesini ve sonrasını da çok iyi bilmektedir. Tarihi süreçte görünmektedir ki çok eşlilik insan toplumları içerisinde bir realitedir. En doğusundan en batısına bir çok erkek ne yazık ki tek eşli kalmamaktadır. Batıda ikinci eş "metres" kabul edilirken doğuda bunun adına "kuma" denilmektedir. İkisi arasındaki tek fark ise "kabul ettin mi? ettim" cümlesinin üç kere tekrarlanmış olmasıdır. Hal böyle iken vakayı sanki erkek yapmıyor da Allah ona bunu zorla yaptırıyor gibi anlamak demogojiden başka bir şey değildir. Allah ne kadar yasak koyarsa koysun böyle şeyler yapacak erkeklerin var olduğunu biliyor, böyle olsun istemiyor ama olursa da yine kadınları korumak için nikah şartı getiriyor. Tabi bu nikah, bugün ki anlamda hiç bir hak talep edilemeyen bir nikah değil.

Allah'u Teala, Kur'an-ı Kerim'de kendi muradını "tek eşlilik" olarak ifade ederken Hz. İbrahim'in iki eşi arasında yaşadığı çıkmazı ve Peygamberimizin evi terk etme derecesine gelen sabrının sınanmasını örnek göstererek böyle bir durumun Peygamberler için dahi zor bir durum olduğunu anlatıyor da böyle bir şeye meyledecek kullarını niyetlerinden caydırıyor.

Peygamberimizin (sav) hayatına baktığımızda ise Hz. Hatice ile olan evliliğini Hatice vefat edene dek sürdürdüğünü, o varken hiç kimse ile evlenmediğini görüyoruz. Hz. Hatice'nin vefatının ardından ise hem bir Peygamber hem bir devlet lideri hem de bir komutan olduğunu, bu durumun ona ayrıca farklı sorumluluklar yüklediğini anlıyoruz.

1. Peygamberimiz, bir komutan olarak savaşlarda şehit olan sahabilerin ortada kalan eşlerine yuva arayışına giriyor, hiç kimseyi bulamazsa kendi evinin kapılarını onlara açmak mecburiyetinde kalıyordu. Bir nevi kimsesizlere kimse olma derdine giriyordu. (Dönemin şartlarında bir kadının tek başına yaşamasının mümkün olmadığını unutmadan olayları değerlendirmekte fayda var)

2. Bazı kabilelerin Müslüman olması için kabile başkanlarının kızları ile "siyasi-dini" evlilikler yapıyordu. ( Yine dönemin şartları bu tarz evlilikleri zorunlu kılıyordu, bu realiteyi bilmeden, anlamadan, onun evliliklerinin sebebini anlamak zor)

3. Dünya liderlerinin kendisine hediye olarak gönderdiği cariyeleri (köleliği kabul etmediği için) eş olarak kabul ediyor, onları da böyle şereflendiriyordu.

Diyebilirim ki ortamı dönemin şartlarına göre okuyunca Peygamberimizin bugün ki anlamda yaptığı evliliklerinin ilki Hz. Hatice ile olandır ve o vefat edene kadar kimseyle evlenmemiştir. İkincisi ise Hz. Aişe'dir. Diğer eşleri ile evliliklerinin nefsani duygularla gerçekleşmediğini düşünüyorum fakat evlendikten sonra da durumun böyle devam ettiğini de söylemiyorum.

Son olarak Hz. Peygamberin sünnetini ve Kur'an'ın emrini yaşattığını iddia eden "çok eşli kocalara" şunları söylemek istiyorum:

1. Kur'an böyle bir şey emretmiyor yalnızca ruhsat veriyor.
2. Ruhsatlara gösterdiğiniz ilgiyi keşke Kur'an'ın gerçek emirlerine gösterebilseydiniz.
3. Madem Kur'an'a ve Peygamber'e bu kadar sıkı sıkıya bağlısınız, biliniz ki:

a. Peygamber eşlerini asla dövmemiş, bir kez olsun yüksek sesle dahi konuşmamıştır.
b. Kız çocuklarını para karşılığı satmamış, onları istemediği kimselerle evlendirmemiştir.
c. Erkek çocuklarını kız çocuklarından üstün görmemiş, kızlarına ayrıca izzet ve ikramda bulunmuştur.
d. Kur'an ve sünnet kadınları birer emanet mesabesinde görmüş, onlara karşı hassas, merhametli, ince ve latif olmayı emretmiştir.

Dini gerçek anlamda anlayan ve yaşayanlardan olmak ümidiyle.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Zorla Eğitim Olur mu?

Google+ Followers