Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yarın Okullar Tatil mi?

İstanbul'a kar yağıyor..
Öğretmenler odasındaki muhabbet:
- Ömrü hayatımda hiç bir yılbaşına karlı girmedim, kar yağsın istiyorum.
- O da bir şey mi ben Hataylıyım, karı ilk kez İstanbul da gördüm.
- Ben de Erzurumluyum ve ilk kez karsız bir kış gördüm.

Evet ilk kez karsız bir kış gördüm. Eylül'den Haziran'a kadar beyaz gelinliği ile hava atan caka satan memleketimden ayrı ilk kışım. Ben ki soğuğa ve kara alışmışım, etrafımda olup bitenler bana çok acayip geliyor. İnsanların tepkilerini ve muhabbetlerini dinleyince uzaydan gelmiş gibi hissediyorum. 
Bugün sırf kar yağıyor diye ders işleyemedim. Okulda bir bayram havası. Bağrışmalar, çığlıklar..
Ve yerde azıcık kar.. Hatta daha yere düşmeden eriyen karlar var.. Bu neyin sevinci Allah'ım diyorum. Anlayamıyorum.
Muhabbet şöyle devam ediyor:
-Yarın kesin tatil okullar..
-Daha şimdiden acayip trafik var..
-Hadi ya şu kadarcık karda? Yok artık..


Şimdi Erzurumda olmak vardı. Sobanın üstünde sular kaynardı. Fırına da patates atardık. Üzer…

Bu Tarz Benim

Geç de olsa fark ettim ki, ben aşk hikayelerini sevmiyorum. Benim sevdiğim hikayelerde başka duygular öne çıkıyor. Bu kanıya şu delillerden yola çıkarak vardım:

Favori dizilerim;

a. Kırgın Çiçekler
b. Karadayı
c. Süper Baba
d. İkinci Bahar
e. Aramızda Kalsın
f. Kill Me Heal Me
g. 49 Days vs..

Favori Filmlerim;

a. Akıl Oyunları
b. Benim Dünyam
c. Vizontele vs..

Favori Kitaplarım;

a. Sefiller
b. Alamut Kalesi
c. İnsan Ne ile Yaşar
d. Adayış Risalesi vs..

Bu bir kaç numine üzerinde yaptığım incelemeler sonucu şöyle hipotezlere ulaştım:

a. Ben duygusu yoğun hikayeleri seviyorum.
b. Hikaye bir aile üzerine kurulsun istiyorum.
c. Ya da fantastik, daha önce işlenmemiş farklı hikayeler olsun istiyorum.
d. Hikayeler didaktik mesajlar bünyesinde barındırsın istiyorum.
e. Aşk merkezde olmasın ama hikayenin tuzu biberi olsun istiyorum.
f. Tam 12'den vursun istiyorum.

Şimdi hipotezleri doğrulama aşamasındayım. Ardından örneklemlerimi evrene yansıtıp araştırmama bir sonuç yazmayı planlıyorum. Sizden ricam hipotezlerimi…

Noel Baba Nedir Ya? (Poyraz Karayel)

Sahne Poyraz Karayel dizisinden.. 
Bölümlerini baştan sona hiç izlemediğim ama takibi de bırakamadığım, bazı sahnelerini tekrar tekrar izlediğim bir dizi bu..
Top 3 yapacak olsak;
1. Poyraz'ın cenneti anlattığı sahne
2. Hastahanede Ayşegül'e  aşkını itiraf ettiği sahne.. (Hani şu bağımlıyım doktor hanım dediği sahne) 
3. Poyraz'ın "doktor" şarkısını söylediği sahne. 
Dört numaraya da bu sahneyi ekliyorum. 

Kominizmle İslam arasında ince bir çizgi vardır. Bu çizgi "Kıldan ince" olsa da " Kılıçtan da keskin"dir aslında.. Zülfikar'ın komünist yaklaşımı çoğu zaman abartı gibi dursa da bu sahneye cuk oturmuştu. Üstelik Müslümanların da hoşuna gidecek bir sahne olmuştu. Belki de böyle ortak müştereklerin altı çizilerek sağ-sol kavgası bitirilebilir kim bilir?
Neyse mevzu bahis bu değil. 
Asıl mesele Noel?
Noel nedir ya? Noel Baba nedir?

Geçenlerde bir Taksim ziyaretim oldu. İlk defa Taksim'e gittim ve olayı çözdüm. Taksim denilen mekan başka bir dünya…

İlahi Kurgu

İlahi kurgunun sezon finalindeyim. "Senarist"e güvenim tam.   Tek sorun, mutmain olmam..  Başrollere birşey olmaz, değil mi?
Bunun daha ikinci sezonu var. Yeni sezonda kadroya, Önemli isimler katılacaklar. Dağdan gelen bağdakini kovmaz, değil mi? 
Dizimin reytingi bitse de, İzleyici kitlem tek tek gitse de Genel müdür anlaşmayı feshetse de Yayınlayacak başka bir kanal bulunur, değil mi?
Entrika, nefret, ihanet.. Dizide ne ararsan var. Tek eksik, aşık olmak.. Başrole "güzel bir aşk" yazılır, değil mi?
Heyecan dorukta! Biliyorum, izledin bütün bölümleri Hem de tek solukta. Şimdi söyle, bu efsane diziye  "Mutlu bir son" yakışır, değil mi?



Müjde Norm Fazlasısınız!!

Müjde Norm Fazlasısınız..
Bilmem kaç bin küsür din kültürü öğretmeni ihtiyacı olan bir ülkede din kültürü öğretmeni olduğumun üçüncü ayında norm fazlası olmayı başarmış nadir insanlardanım.
Helal olsun bana yine farkımı koydum ortaya..
Helal olsun yine fazlayım bu dünyaya..
Hani şu mercimeği, pirinci ve bilimum bakliyatı kavanoza boşaltırsın ya hani şişe dolar da pakette biraz bir şey kalır ya.. Hani onlarla ne yapacağını bilemezsin.. Bana böyle hissettirdiler ya helal olsun..

Daha dün siyer dersinde "haftaya veda hutbesini anlatacağım inşallah, hem Peygamber'e hem derse hem de bana veda edeceksiniz" demiştim. Bir de "hakkınızı helal edin" diye eklemiştim. "Gitmeyin hocam dediler bizi bırakmayın".. Gitmiyordum aslında daha doğrusu gerçekten gideceğimi bilmiyordum. Veda Hutbe'mi yaptığımdan habersizdim.
17 milyonluk şehirde tek fazla benmişim habersizdim..
Bu kadar fazla iken bir o kadar eksik olmayı nasıl başarabildiğimden habersizdim. 
Haberdar edildim.

Remember - Hatırlamak

Unutamama Hastalığı 


Yıllar önce bu konuyla ilgili bir makale okumuştum. O zamanlar internetin icadından bile haberdar değildim. Bu sebepledir ki yazma eylemimde kağıt ve kalem kullanıyordum. Okuduğum ve hoşuma giden yazıları topladığım bir defterim vardı. Hala saklarım. İşte o evvel zaman içinde kalbur saman içinde unutamama hastalığı diye bir hastalık olduğunu öğrenmiştim. Çok şükür böyle bir hastalığım yok. Bu nedenle hastalığın bilimsel adını şimdi unuttum :) Zaten an itibari ile adından ziyade hastalığın kendisi mevzu bahis.

Bu hastalığa yakalanan insanlar, yaşadıkları hiçbir şeyi unutmuyorlar. İsteseler de unutamıyorlar. Başta kulağa hoş geliyor. "Düşünsene" diyorsun içinden "ders çalışmak gibi bir derdim olmazdı, öğrendiklerimi asla unutmazdım".. Ama mesele bu kadar basit değil ne yazık ki.. Bir de şöyle düşün, hayatında asla hatırlamak istemeyeceğin şeyler yaşabilirsin, o an hiç yaşanmamış olsun istersin. Herkes unutsun, hafızalardan silinsin. Ama ne mümkün b…

Hasretistan

Uzun bir yolculuktayım sanki. 
Evimden çok uzaklarda. 
Gidiyor muyum dönüyor muyum, meçhul. 
Yanımdaki koltuk boş. 
Birileri oturuyor, biraz sohbet muhabbet.. derken herkes, evine..
"Sen nerede ineceksin" diyor biri.
Ben buraların yabancısıyım galiba? Bilmiyorum ineceğim yeri.
Gidiyor muyum dönüyor muyum, meçhul.
Yol uzadıkça uzuyor. Sesler yoğun. Yanımda birileri..
Gelip gelip gidiyorlar.
Bazen günebakan tarlaları bazen papatyalar karşılıyor beni. 
Bense merak ediyorum, ineceğim yeri.
Orada da var mıdır acaba?
Gelincik çiçekleri.
Akşam oluyor sonra. Kayıyor yüreğim yıldızlara.
Sabah olacak biliyorum. Ve inecek birileri.
Yanımdaki koltuk yine boş.
Ardından dileklerimi bindiriyorum salıncaklara
Haber salıyorum, kışa, yaza, sonbahara.
Bitecek bu yolculuk diyorum
Belki bir yıl belki bir ay belki az sonra
Zamanını bilmiyorum.
Özlüyorum, gözlerim doluyor,
Sesim titriyor, sevgi sözcükleri söyleyemiyorum.
Utanıyorum.
Yol tek yön ve kavşak yok.
Dönemiyorum.
Cam buğulu..
Gözler mahmur, uykulu..
"Uyuma az…

Aşk Diye Birşey Yok

Aşk diye birşey yok bu bir ölüm kalım meselesi. Kadın bakışları ile vurur, erkek kalbinden vurulur. Mesele budur. Bense savaş sevmiyorum. Ne silahım var hem ne de kullanmayı biliyorum. Oyun başlamadan bütün canlarımı kaybediyor, hemen ölüyorum.  Game Over yazısını ise mütemadiyen görüyorum.
Kadın dediğin işveli cilveli olur.  Naz niyaz kendilerinde bolca bulunur.  Makbulü de budur zaten.
Erkek dediğin sahiplenmek ister. Bu yüzden aciz kadını sever. Kadın ayaklarının üstünde durmasın emeklesin yeter der. Ben her zaman onun elini tutmalıyım. Bensiz yürümemeli. Koşmak mı? Güldürme beni..
Kadın dediğin "Yere bakan yürek yakan moduna" girmeli bir kere. Önce adamın gözlerine bir bakış atıp sonra bakmalı sürekli yere.. Keskin nişancı olmalı kadın dediğin. Tek atışta vurmalı.
Erkek, nazlı kadını sever. Öyle hemen, he dememeli. Biraz süründürmeli. Vur kaç yapmalı bir yerde. Acıtmalı canını. O nasılsa birgün, ondan alacaktır bunun intikamını.
Kadının iki silahı vardır: Bakışları ve Gözyaşları.. Birini…

Yük Büyük

Bir çocuk,
Gözbebekleri yaşlı.
"Bebek dediğin ağlar" diyor.
Bakışları ufku delmiş gidiyor.
Derdi büyük.
Derdi çook büyük.
Ağır geliyor artık
Sırtındaki bu yük.

Bir çocuk,
Omuzları dik.
Çalım ata ata yürüyor.
"Erkek adam böyle yürür" diyor.
Derdi büyük.
Derdi çook büyük.
Ağır geliyor artık
Sırtındaki bu yük.

Bir çocuk
Yüreği yaralı.
Dudakları gülümsüyor.
"Ne belaymış bu ölüm" diyor.
Derdi büyük.
Derdi çook büyük.
Ağır geliyor artık
Sırtındaki bu yük.

Bir çocuk
Sığınmacı bir evde.
Eli ayağı durmuyor.
Mütemadiyen,
"Bir daha olmaz söz" diyor.
Derdi büyük
Derdi çook büyük
Ağır geliyor artık
Sırtındaki yük.

Bir çocuk
Kabadayı, bir yerde.
Racon kesiyor,
"Oğlum bak git" diyor.
Kimse durduk yere böyle olmuyor.
Derdi büyük
Derdi çok büyük
Ağır geliyor artık
Sırtındaki bu yük.

Bir çocuk
Kızgın ve kırgın,
Üzgün ve yorgun,
Büyümeyi bekliyor.
"Hayat! Göreceksin sen" diyor.
Derdi büyük
Derdi çok büyük
Ağır geliyor artık
Sırtındaki bu yük.

Bir çocuk..
O daha bir "çocuk"..






Masalcıktan Evlenecekmişiz

Adam
Hava soğuk ve boğuk..
Kuş uçmuyor.
Deniz, banktaki kadını seyretmekte.
Yağmur mağrur,
Gök kaplan gibi gürlüyor.

Nedir zor olan?
Yok mudur derdinin çaresi?
Yok mu derde derman bir canparesi?

Kadın
Sessizce sokuldu.
Yanıma oturdu.
Mendili uzatırken "neden" der gibi bakıyordu?
Bense buralarda yeniydim.
Üstelik annemden tembihliydim.
Teşekkür edip yerimden kalktım.
Tam uzaklaşacaktım..
Kolumdan tuttu.
Kalbim üç buçuk atıyor.
Bakışları korkuma korku katıyor.
"Korkma!" dedi. "Ben dostum, lakin
Uzaylı görmüş gibisin, biraz sakin"
"Kötü adam" gibi değildi.
Diz kapaklarım tekrar eğildi.

Adam
- Neden ağlıyorsun?
"Nedensiz" dedi.
Gülmesini istedim.
Gülümsemedi.
Ama korkmuyor eskisi gibi.
Verdiğimi aldı nihayet.
Yüzündeki yağmur, dindi nihayet.
"Ben" dedi, "Ben, sizi tanımıyorum."
Tanışalım madem.
-Ben Adem.
-Ben de Nidem.
-Farkında mısın, bilmem.
-Neyin?
-Aynı dünyada olduğumuzun, aynı havayı soluduğumuzun ve aynı olduğunu sonumuzun..

Kadın
Ne olmuş yani son…

Melekût

Dikkat aşağıda okuyacağınız hikaye tamamen bir kurgudur. (Ya işte fantastik bir hikaye yazmaya çalıştım. Çok uzun demeyin okuyun lütfen. Yorum da atın. Meraktayım. Umarım beğenirsiniz:)  1. Bölüm
- İşini yaparken hiç üzülmüyor musun? Acıma duygusu yaşamıyor musun hiç? - Neden üzüleyim? Hangi şoför, yolcusunu musait yerde indirdi diye üzülür ki? Benim de görevim bunun gibi bir şey işte.
Bir hafta sonra.. "Melekut ceza kanununun ilgili maddesi gereğinde iki ay süreyle dünyaya sürgün edilmesine karar verilmiştir." -Dünyaya sürgün mü? Peki ama neden? Ne günah işledim ki ben? Cennet cennet dedikleri bir kaç köşkle bir kaç Huri.. Dünya daha mı eğlenceli ne? Aslında oraya gitmem için bu iyi bir bahane..
Bir saat sonra.. İlk iş kendine bir çeki düzen vermeli. İnsanoğlunun giydiği kıyafetlerden giymeliyim. Geçenlerde şu karşıdaki ışıklı mağazaya görev için gelmiştim, baya da beğenmiştim. Fiyakalı kıyafetler vardı içeride. "Ben insanların yerinde olsam buradan giyinirim" de…

İstanbul'u Fethetmek 2

Eveeet.. Kendime yeni bir bilgisayar aldım nihayet. Artık yeni blog yazılarımı daha özgürce yazabileceğim. Telefondan yazmak ne zordu be.. Ne yorucuydu.. 

Öncelikle, geçenlerde başlattığım İstanbul temalı yazılarımının sıklığında önemli bir artış olacağının haberini vereyim. Biliniz ki benim dünyada ilk ve tek aşkım İstanbul'dur. İlk aşkına kavuşan nadir insanlardan olma mutluluğunu yaşıyorum hamdolsun. Fatih Sultan Mehmet'e sormuşlar, "Neden İstanbul'u fethettiniz?" diye. "Önce o, benim gönlümü fethetti" demiş. Bende de durum farksız değil. Bütün suç İstanbul'un.. Bütün kabahat onun.. Anamdan babamdan öz vatanımdan ayırdı beni.. İnsan özvatanından ayrılırsa gittiği yer gurbettir, değil mi? Hayır, ben gurbette değilim. Burası da benim evim. Evimdeyim.

Bugün cumartesi, İstanbul'da yağmur.. Sahil sessiz ve sakin. Bir ben varım etrafta bir de balıkçılar..
Küçük bir tekne gördüm. İşte bu benim dedim. Ben tıpkı böyleyim. Sakin, sıcak, samimi.. Büyük bir…

İstanbulu Fethetmek

İstanbullu olduğumdan beri gezmelere doyamıyorum. Hafta sonları, hafta içlerinden daha yorucu geçiyor.
Son üç haftaya bir boğaz turu, bir Eminönü gezisi bir Süleymaniye esintisi, bir Akvaryum mucizesi,  bir Eyüp huzuru bir Üsküdar manzarası bir bir bir.. daha neler neler sığdırdım. Yakında blog yazılarımın ana teması "İstanbul' da gezilecek, görülecek mekanlar" olabilir dikkatinize :-) Bu şehirde yapacak çok şey var ve 24 saat bu şehir için çok kısa. Keşke Rabbim zaman konusunda İstanbullulara bir lütuf bahşetse de burada yaşayanlar için günler 48 saate çıkartılsa mesela.. Ne güzel olurdu :-)
Yukarıdaki fotoğraf İstanbul'un fethini gerçekleştirme projemin keşif turlarına ait bir kare.. Bismillahı bu kare ile attıktan sonra "Gazamız mübarek olsun" diye Eyüp'te kına yaktım:
 Meğer Istanbullular dört gözle benim gelmemi bekliyorlarmış. Bakınız: Çiçeklerle karşılandım :-)

Öğretmenler Günü diye bir şey varmış. Yıllar geçmiş unutmuşum. Arada bunu tekrar hatırladı…

Hayalimdeki Cennet

Dersin adı Hz. Muhammed'in Hayatı..
Konu Miraç Olayı.. Yine her derste olduğu gibi kemerleri bağlayıp 1500 yıl önceye uçuşa geçtik. Ama bu sefer uçuşumuz aktarmalı seferlerden biri oldu. Zira bu hafta evvelen gökleri aşıp Cennete ulaşacak ondan sonra Asrı Saadet'e teşrif edecektik. Nitekim öyle de yaptık.
Cennetin kapılarının önünde beklemekteyiz. Rıdvan meleği kapıyı açar açmaz içeri gireceğiz. Nihayet kapılar açıldı. Önden Efendimiz (sav) teşrif ettiler. Ardından gizlice biz girdik içeri. Bir arkadasa bakıp çıkacağımız için yaptığımız şeyi suç saymıyorduk. İnşallah birgün temelli geleceğiz düşüncesiyle "bismillah" deyip attık adımımızı.. Bir de ne görelim hatta ve hatta neler görelim.. 
Pamuk şeker ağaçları mı dersin, çikolata ırmakları mı :-) .. Çocukların hayal ettiği cennet benim hayalimdeki cennetten ne kadar farklıymış meğer. Gezdikçe gezdik ve son ağaca kadar geldik. Köşe de bir mavi tabela duruyor. Üzerinde "cennet" yazıyor. Ve bir çizik.. Sanırım cenn…

Bu Nasıl Bir Şiirsizlik?

Pardon yalnızlıkla sevmişim.
Bu nasıl bir şiirsizlik?
Aşk kapını ben geldim.
Bu sözleri yazanlar da insan biz de insanız he mi?
Valla güzel edebiyat parçalayan insan evlatları var cihanda..
Biz yazıyoruz sanıyoruz onlar yazıyorlar.
"Şerefsizim benim aklıma gelmişti" bu deyip Deli Emin'e bağladığımız da oluyor, "benim neden böyle şeyler aklıma gelmiyor" deyi ağladığımız da oluyor. Hani bazen de "anlatılmaz yaşanır" dersin ya işte onu anlatma kabiliyetindeki eksikliği örtmek için söylersin aslında.. Çünkü herifçi oğlu öyle bir anlatıyor ki senin anlatamadıklarını, tekrar tekrar yaşıyorsun sanki aynı anı..
Şimdi Safahat okuyup da " ben kurtuluş savaşını yaşamadım bilmem o yılları" diyebilir misin? Bence dememelisin..
Sakarya Şiirini dinlerken ezilenlerin sessiz çığlığını duymuyorsan mesela ayıp edersin.
Adamlar yazmış arkadaş. Edebiyatın hasını yapmış. Şimdi de yazıyorlar tabi. Şimdi de yalnızlıkla sevmekten bahsediyorlar işte.. Aşk kapını diyorlar.