Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Lys Sonuçları Açıklandı, Tercih Yaparken Nelere Dikkat Edilmeli?

Selam, bugün klavyeyi, liseyi bitirip yüksek öğretime adım atma derdinde olan gençler için aldım elime.

Bundan bir iki sene önce "İlahiyat Okumak İsteyenlere Tavsiyeler" başlığıyla bir yazı kaleme almıştım. Bloğumda en çok okunan ve takip edilen yazı bu yazı oldu. Doğrusu bu kadar ilgi çekeceğini düşünmemiştim. Hem amacım bu konuda bilgilendirme yapmaktan ziyade eğlendirmekti. Ama yazdıklarım fazlası ile ciddiye alındı ve benden İlahiyat Fakültesi ile ilgili ayrıntılı bilgi istendi. Madem öyle Yüksek Öğretim hakkındaki düşüncelerimi ve tecrübelerimi paylaşabileceğim ikinci bir yazı yazayım dedim. Hazır Lys sonuçları da taze açıklanmış ve herkes kara kara ne yapacağını düşünmeye başlamışken böyle bir yazı iyi gelir zannımca.

Öncelikle Yüksek Öğretim yapmak isteyen arkadaşlarım için bir kaç nacizane tavsiye vermek isterim. 

1. Ne okuyacağınıza puanınız, sıralamanız, anne babanız, akrabalarınız ya da hocanız değil, siz karar verin.

Ben öyle yaptım ve hiç pişman değilim. Türkiye'…

En Şanssız Organım

Başlık çok acayip değil mi?
Siz hiç en şanssız organınızın hangisi olduğunu düşündünüz mü? Ben düşündüm. Manyak olduğum için değil şartlar bunu gerektirdiği için düşündüm. :)
Efendim, malumunuz insanoğlu "kaza ve kader" dairesi içerisinde bir hayat sürdürmekte. Kaderin vuku bulmuş hali olan kaza, Türkçede istemeden fark etmeden yapılan ve sonucu yaralanmalara sebebiyet veren hatalar için kullanılır ola gelip zamanla anlam daralmasına uğramıştır. İşte ben de hayatım boyunca bu "anlamı daralmış kazalarımı" bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçireyim istedim. Bir de ne göreyim. Yaşadığım kazalar sonucu en çok hasara uğramış organım "sağ elim" ha bir de "kalbim"..  Sanki Yaradan sağ elimin üzerine öz geçmişimi nakşetmiş. Baktıkça maziyi hatırlayayım istemiş. 
Sağ elimde çocukluğumdan kalma bir adet soba yanığı izi, jilet kesiği, bir bisiklet kazası damgası, bir eğitim zayiatı nasırı, bir de toplu açılışlarda kullanılan ve tüm parmaklarımı toptan …

Son Noktadayım

Yoruldum.

"Kim yorulmadı ki?" diyeceksiniz. Sanki ben daha çok yoruldum gibi.

Hani Musa'nın Kızıldeniz'in başına geldiği andaki, İbrahim'in ateşe atılırken, hani Yunus'un balığın karnında, İsa'nın havarileri ile mağaradaki son buluşmasında.. İşte sanki öyle bir zamandayım. Ya Hızır'ı bekliyorum ya da Hızır geldi de ben bilmiyorum. 

Tam uçurumdan düşerken incecik bir dala tutunma fırsatı bulmuş bekliyorum. Artık çok yoruldum hissediyorum.

Birazdan dal kırılacak ya da ben dayanamayıp bırakacağım kendimi boşluğa.. Kurtulacağım Araf girdabından. Kuşlar gibi özgür.. Kanatsız kuşlar ne kadar hür olabilirse o kadar hür olacağım.

Sonra kaybolacağım. Gayb olacağım..

الاتراك يتكلمون العربية بدون ما يعلموا (ARAPÇA ÖĞRENMEK İSTEYENLER İÇİN)

Yukarıdaki başlığı bir YouTube kanalındaki videonun altına yapılan yorumdan arakladım. Ya da kibarca kopyaladım, yapıştırdım. Video, Türkçedeki Arapça kelimelerin çokluğundan bahseden bir video idi. Söz konusu videoya yapılan yorumlardan en bir tutanı ise yukarıdaki yorumdu. Yorum mealen şöyle: "Türkler, bilmeden Arapça konuşuyor" ya da "Türkler Arapça konuşuyor ama farkında değil" 
Esasen çok yanlış bir yorum değil. Türkler hakikaten Arapça konuşuyor ama farkında değil. Türk Dil Kurumu'nun yüz yıla yakın bir zamandır verdiği "çaba ve gayretlere" rağmen hala Türkçe'de çok fazla Arapça kelime mevcut. 
Türkiye coğrafi konumu itibari ile bir çok milletle etkileşim halinde olmuştur, olmaktadır ve olacaktır fakat neden diğer milletlerin dillerinden değil de en çok Arapların dilinden bu denli etkilenmişlerdir. Bunun cevabı sizinde bildiğiniz gibi "din" faktörüdür. Arapça Türkler için sadece bir dil değildir. Arapça dilden öte "din"dir b…

O Ses Kur'an

Selam.
Herkese hayırlı ramazanlar..
Benim adıma Ramazan, serin, huzurlu, sakin ve uzun geçiyor. Siz de durumlar nasıl?

Uzun yaz günlerinde iftarı beklerken ne yapsam da zamanımı hayırlı geçirsem diye düşünmeyeniniz yoktur herhalde. Kulağa, dile, göze, söze helalden gayrısını almamak adına çabalarımız olsa gerek. İşte tam da bu minvalde eminim, Kur'an okuyor, namaz kılıyor, tesbihat ile meşgul oluyorsunuz. Kalan zamanlarda da ekseriyetle uyuyorsunuz. Yapacak hiç bir şey kalmadığında ise televizyon kumandasını ya da bilgisayarın faresini elinize alıyorsunuz. Sırada izleme eylemi var ama ne izlesem diye düşünüyorsunuz. Trt'de sizi "Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması" karşılıyor. Birbirinden güzel insanlar birbirinden tatlı sesleri ile birbirinden muhteşem ayetleri okuyor içinizi ferahlatıyorlar. Erzurumlu Bekçi Bekir amca yaptığı espriler, hal ve hareketler ile ortama neşe katıyor, ciddiyeti hafif hafif yumuşatıyor. Jüri üyeleri kıt notları, ayrıntılı yorumları…

Sevme Ahlakı

İslamiyeti kabul eden insan evladı için hayat sadece yaşanmak için yaşanmaz. Hayatın her safhasında neden sonuç ilişkisi vuku bulur. Hiç bir şey "öylesine" değildir. Her şeyin bir sebebi vardır. Ayrıca bir de kuralı. İslam bir hukuk dini olduğu kadar bir de ahlak dinidir. Kurallar yalnızca ceza ve mükafat ilişkisi üzerine kurulmaz. Zamanla işin içine "karşılıksızlık" ilkesi dahil olur. Yaptıklarının bedeli umurunda olmaz. Yalnızca "iyi" olmak için yaşarsın. İşte tam da bu evrede hukuk, ahlaka evrilir. İslam hukukundan İslam ahlakına göre yaşama evresine geçen kulun makamı yükselir. 

İslam dini hayatın her evresinde bir takım ahlak kuralları öngörür. Ticaret ahlakı, ibadet ahlakı, risalet ahlakı, siyaset ahlakı... Aklına gelip gelebilecek her şeyin bir ahlakı vardır ve olmalıdır. Ben bugün burada sadece sevme ahlakından bahsedeceğim. 

Evet yanlış duymadın. Sevmenin de bir ahlakı vardır. Peki doğru ve ahlaklı sevgi nasıl olmalıdır?

1. Ahlak kurallarının en tem…

İzafiyet Teorisi ve Zamanda Yolculuk Hikayesi

Zamanda yolculuk fikri asırlar boyu insanları heyecanlandırmış, heyecanlandırıyor ve daha da heyecanlandıracak gibi duruyor.

Bu mevzuyu düşününce akla sırasıyla şu sorular geliyor:

1. Böyle bir şey mümkün müdür?
2. Mümkün olsa geleceğe mi yoksa geçmişe mi gidilebilecektir?
3. Her ikisine gitme şansı olsa hangisi tercih edilir?
4. Geçmişe gidilse kader değiştirilebilir mi, tarih yeniden yazılabilir mi?
5. Geleceğe gidilebilse olacaklar için önceden önlem alınabilir mi?

Ve daha bir sürü şey. Beyin yakan bu soruların cevabı elzem elbette ama asıl soru yolculuğun nasıl mümkün olacağı. Durum hakkında biraz kafa yorunca şöyle bir kanaat hasıl oldu bende. Sen buna varsayım de, teori de saçmalık de, ne dersen de :)

Bence Einstein abimiz, İzafiyet teorisi ile tarihe imzasını büyük harflerle atıp gitmiş bir şahsiyet. Ben de onun teorisinden yola çıkarak bir kanıya varıyorum. Zaman dediğimiz şey aslında sadece bir "an". Dün, bugün ve yarın tamamen yalan. Geçmiş, şimdi ve gelecek bu anın içinde…

Uçağı Kaçırdım

Çok değil bundan bir sene önceye kadar uçağı sadece havada gören, rûyalarında dahi ona bindiği için korkudan ölen bir insan evladıydım. Ne ara uçaktan başka ulaşım aracı tercih etmeyecek kadar zengin ve uçak kaçıracak kadar havalı oldum bilmiyorum. :))

Bugün anlatacaklarım trajikomik diye adlandırılan türden..

Haftanın beş günü aralıksız çalışan biri olmam ve bu yıl resmi tatillerin Cumartesi-Pazar'a denk gelmesi hasebiyle memleketine özlemi zirvede yaşamaktaydım. Bir yolunu bulup Erzurum'a gitmeliydim. Bir umut bir şeyler bulurum diye takvimleri karıştırmaya başladım. Bir de ne göreyim, 1 Mayıs İşçi Bayramı.. Üstelik Pazartesi. Sanki İşçi bayramı değil de Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı. O kadar sevindim. 

Sonraki hedefim uçak bileti bakmak oldu. Cumadan gider Cumartesi, Pazar kalır Pazartesi dönebilirdim. Azdı ama olsundu, yeterdi, buna da şükürdü. Elim değmişken gidişle beraber dönüş biletini de aldım. Sıra gün saymaya geldi. Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz hoop…

Sevmek Günah mı?

Eğer din adına bir şeyler yapmaya çalışan, kenarından köşesinden din işlerine karışan biri iseniz mutlaka ve mutlaka bu soru ile karşılaşacaksınız. 

-SEVMEK GÜNAH MI?
-Sevmek değil sevgili olmak günah. -Ne farkı var ki? Uzaktan mı seveceğiz yani? -Sevgili olmadıktan sonra sevmenin ne manası var ki? -Öyle iş mi olur, çok saçma...
"Sevmek günah mı?" diye soran kişi yüzde doksan dokuz nokta dokuz "bir kadın-erkek" ilişkisinden bahsetmektedir. Yoksa; taşı, kuşu, ağacı, böceği, çoluğu çocuğu, inci boncuğu sevmenin günah olmadığını herkes pek tabi bilmektedir. Hem, bu kadın ve erkeğin, karı koca, baba kız, ana evlat, kardeş bacı yani "yabancı" olmadığının da farkındadır ol kişi. Onun derdi sevmekle değildir, sevgililikledir. Sıkıntı sevmekte değildir. Sevmenin gereklerini yerine getirmektedir. Hiç bir şey yapamadıktan sonra sevmenin ne anlamı vardır? 
İslam dini sevgi dinidir. Sevmek haram değil aksine farzdır, farz. Sevmemektir günah olan. Sevgini vermemektir kimsele…

Sevgi Neydi?

Malumunuz aşk meşk işleri ile ilgili bir yazı dizisi başlatacağımı bundan bir evvel ki postumda ilan-ı ayan etmiştim. Sevda ile ilgili çokça soru ve sorun olduğunu bildirmiştim. Her bir yazımda konuyu farklı bir yönden ele almaya çalışacağım demiştim. Dilerseniz önce derdimizin ne olduğunu inceleyelim sonra nedenine nasılına geçeriz.

Sevgi neydi?

Dopamin, oksitosin, adrenalin ve vasopressin gibi hormonların salımına sebep olan beyin ve kalbin aynı anda birbirini etkileyerek koordine çalışması sonucu oluşan, mide ve bağırsakların da bu yoğun trafikten spazm yaşayarak payına düşeni aldığı biyolojik bir durummuş sevgi. Eric Fromm'a göre, sanat, Freud'a göre, cinsellik. (gerçi ona göre her şey cinsellik) Mevlana'da Şems, Mecnun'da Leyla, Kerem'de Aslı, belki de bir yok oluş faslı.. Herkes farklı isimle çağırır onu. Kimi aşk der, kimi sevda, kimine göre ana, kimine göre yara. Karadır sevda, kara.

Sevda adına yazılır tüm şiirler. Şarkılar onadır, onadır filmler. Yeri gelir …

AŞK MEŞK İŞLERİ

Mevzu derin..
Bugün sizler için, flört, çıkma, sevgililik, manitacılık, sevdaluk, yarenlik ve daha bir çok isme sahip, genelde karşı cinslerin arasında, nadiren hem cinslerde de vuku bulan, içeriğinde aşk, sevgi, hoşlantı, duygusal bağ, elektrik gibi  bilumum hissiyat barındıran ve yüksek dozda evlilik programlarına maruz kalmamıza sebep olan, dünya tarihinin en eski, belki de en sıkıntılı konusunu ele alacağım.

Türkiye Cumhuriyetinin Anayasalarına göre " Her vatandaşın sevme ve sevilme hakkı vardır. Bu hakka hiç bir durum ve şekilde kısıtlama uygulanamaz, el konulamaz" diye bir madde olsaydı keşke. Bak gör o zaman sandıkları "evet" ile patlatır mıydık patlatmaz mıydık..  Zira Maslow abimizin de ihtiyaçlar hiyerarşisinde değindiği gibi yeme, içme, güvenlik gibi ihtiyaçların hemen üstünde gelen sevme sevilme duygusu Adem'le Havva'dan beri başımızın bir numaralı belası. Ülkenin en bir önemli sorunu.

Sevgi nedir? Neden Sevmeliyiz? Nasıl sevmeliyiz? Ne zaman sevme…

Recep İvedik, Arka Sokaklar, Aleyna Tilki

Recep İvedik rekor kırmış. Bir ayda bilmem kaç milyon kişi izlemiş.. Caner Berke ile evlenmiş, Arka sokaklar dört yüzüncü bölümünü kutlamış, Aleyna Tilki olmuş, Kerimcan ona gülmüş.. Su ne olmuş, inek içmiş, inek ne olmuş, dağa kaçmış, dağ ne olmuş, yanıp bitip kül olmuş.

Sanki başka bir alemdeyim. Etrafımda dönen muhabbetleri anlarsam Arap kızı, anlamazsam olayın Fransızı olmaktan kendimi kurtaramıyorum. Bir bölümünü dahi izlemediğim bir dizi, nasıl on senedir devam ederken, çok beğendiğim diziler ilk haftasında ekranlara veda eder, anlamlandıramıyorum. 

Dinlediğim şarkıları bilen, okuduğum kitapları seven, güldüğüm şeylere gülen, gezdiğim yerlere gelen yok. Başkalaşım yaşıyorum. Bir ben var biliyorum. Bende. Benden ötelerde. Sorun derinlerde bir yerde. Hissediyorum. Genel izleyici kitlesine, ne yapsam giremiyorum. Tedavi olmam şart. Ama, derdimi seviyorum. 

Bu konuda yaptığım bir yorumun altına çok güzel geri dönüşler aldım. Postun çıkış noktası olan cevaplarda, "Ne olur Arka Soka…

Subliminal Mesaj Her Yerde

Malumunuz dün 1 Nisan'dı. 1 Nisan'da "şaka gibi" bir reklam yayınlandı. Malum reklamda subliminal mesajlar verildiği iddia edildi. Reklamdaki sözcükler, görüntüler, efektler vs.. her bir ayrıntı bir gizli mesaja yoruldu. Reklamın hakikaten niyeti bu mudur bilmem ama, ya biz fazla paranoyak olduk ya da artık mesajlar o kadar da subliminal değil..

Açık açık "ben burdayım" diyen mesajlarla haşir neşir olmaktayız. Ve bu mesajlar her yerde. Hatta inanmazsınız rûyalarım dahi subliminal mesajlar içermeye başladı. Sabah uyandığımda gördüğüm rûyayı hayra mı yorsam şerre mi bilemedim. Malum mevzulardan dolayı tutuklu olan bir akrabamın evindeyiz. Ev darmadağın. Evin hanımı evini eski hale getiremeyeceğini düşünüyor ve çok üzgün. Evi dağıtan akraba-i talukat tam takır oradayız. Ben de "üzüldüğün şeye bak el birliği ile evini eski haline getiririz" deyip işe koyuluyorum. Tabi diğerleri de çalışmaya başlıyor ve ev toparlanıyor. Evin hanımının da yüzü gülüyor. R…

Son Zamanlarda

Sosyal bilgiler dersinde gözetmenim. Suriyeli bir öğrencim var. Sınav kağıdını dağıttıktan beş dakika sonra yanıma geliyor. "Ben bitirdim" diyor. Soruları okuma gereği bile duymuyor. Hem ne yapsın konuşmayı dahi yeni yeni öğreniyor. Yeni bir alfabeyi okuması, okuduğunu anlaması, şıklardan doğru cevabı bulması için daha çok zaman geçmesi gerekiyor. Üstelik bu konuda yalnız da sayılmıyor. Her sınıfta üç dört tane böyle öğrenci.. Onlar da bir iki sınavdan sonra çabalamayı bırakıp kadercilik kuyusuna atlamayı tercih ediyor. Girdiğim sınavlarda çocukları yanıma alıp soruları onlara anlatmaya çalışıyorum. Biraz Arapça biraz Türkçe biraz da beden dili, geçecek kadar bir şeyler yapılıyor. Aralarında çok zeki çocuklar.. Ah bir de anlasalar..

Sosyal bilgiler sınavı, soruda bir harita var. Haritada güneydoğu bölgesine bir işaret konulmuş, işaretli yerde hangi ekonomik faaliyetlerinin yürütüldüğü sorulmuş. Soruyu bir şekilde anlatıyorum. Şıklarda "tarım, ticaret, turizm, sanayi"…

Dokuz Yüz Katlı İnsan / Kitap Notları

Bir insan düşünün gökdelen gibi.
En üst katından bakınca bulut tarlaları.
En alt katına inince lağım fareleri.


Mustafa Merter'in kaleme aldığı 450 sayfalık kitabın özeti bence bu.
Kitap insana insanı anlatıyor. İnsana aslında yalnızca bir insan olmadığını, her gün başka bir insan olduğunu anlatıyor. Aynada yeri geliyor "insan demeye bin şahit ister" bir siluet, yeri geliyor "bakmalara doyamayacağın" bir sima seni karşılıyor. Aslında aynada kimi görüyorsan o sensin. "Hayır bu ben olamam" deyip kendine yabancılaştığın anda ki de sensin "sevdikçe sevesin" geldiği anda ki de sen. İnsan, hayat serüveninde kendi gökdelenin içinde bir yukarı çıkar bir aşağı iner. Kitabın bize vermek istediği bu iniş çıkışları kontrol edebilme yeteneği. Nasıl yukarı çıkılır? Çıktıktan sonra hep orada kalmak mümkün müdür? Aşağıdaki benle nasıl yüzleşilmelidir? Aşağıdaki beni yukarıya çıkarmak için ikna yöntemleri nedir? Liste böyle uzayıp gidiyor.

Kitabı eline alan arkada…

Dedikodu Evinin Bodrum Katında

Bugün aslında güzel şeylerden bahsetmeyi düşünüyordum. Bahar geldi, çiçekler açtı, mis gibi hava..
Ama hayata baksana!! İlla tatlının üzerine tuz serpecek. İlla midemi alt üst edecek.

Atalarımız ne mübarek adamlarmış. Az konuşup çok dinlemekle ilgili ne çok söz söylemişler. Peki ya biz, her salatanın maydanozu olmayı matah bir şey zannederiz. İlla her konuda bir fikrimiz olacak. Üstelik bunu fikirden zikire taşımadan da durulmayacak. İşte film de tam bu sırada kopuyor.

Efendim yeni hayatımın ilk çeyreğinde buldum kendimi bir dedikodu makinasının içinde. Herkes birbiri ile dertli, kuyu kazma peşinde. Bir kere düştün mü o çukura, çıkamıyorsun ne kadar çabalarsan çabala..

Ben çok konuşurum. Çok yorum yaparım. Çok bilirim..
Ah şu ben. Bir tek siyaseti bilmem. 
Doğru bildiğimi yanlış yerde söyleyebilirim.
Ama bedelini ödemeye gelince gerilir sinirlerim.

Son günlerde bir kitap okuyorum. "900 Katlı İnsan" isimli bir kitap. Daha sonra uzunca bahsedeceğim bu kitapta özetle insanın 900 katı o…

Bütün Eleştirilere Ya Sabır

Eleştiriye çok açık bir insan olmadığımı kabul ediyorum. Özellikle de bir konu için çok özeniyor emek veriyor ve üzerine de o konuda eleştiriliyorsam bana geliyorlar. İçimden haykırıyor, "emeğeee saaaygııı, lütfeeen" diyorum. Sırf böyle bir eleştiriye maruz kaldım diye zamanında işimi bırakmışlığım yani istifa etmişliğim vardır. 
Bir kaç gündür "hoca bana taktı" modundayım. Okulumuzun "pek kıymetli" müdür yardımcısı tarafından sürekli ikazlar alır oldum. Mesele, ikazın içeriği değil ikaz şekli esasında. Kul hata yapar, bunu bilerek ya da bilmeyerek yapar. Mühim olan ona hatasını nasıl gösterdiğimiz. Bu konuda verilebilecek en güzel örnek, Hz. Hasan ve Hüseyin'in yaşlı bir amca ile yaşadığı abdest olayıdır. Yanlış abdest alan yaşlı amca için Hz. Hasan ve kardeşi Hüseyin; -Yaşından başından da utanmıyorsun, o nasıl abdest almak öyle!!!  demiyorlar elbette. -Amcacığım biz daha yeni abdest almayı öğrendik de sizin yanınızda abdest alsak, doğru mu yanlış mı al…

Motto - Kitap Notları

Her sene gizli ve bilinçli bir şekilde birileri tarafından "lugat asimilasyonu" ya da daha iyimser bir tavırla "dil değişimi" çalışmaları olduğunu düşünüyorum. Size fazla komplo teorili bir cümle gibi görünebilir fakat hakikat olma olasılığı yüksek. Elbette bu bir varsayım ve ispata muhtaç.
Peki ben bu varsayıma nereden vardım? Engin tecrübelerim dersem gülebilirsiniz. Engin olmasa da dingin tecrübelerim olduğu aşikar. Bundan yıllar yıllar önce böyle bir şey olduğunu fark etmiştim. O halde bunu açıklamak için neden bugünü bekledim. Cevabı yazı da.
Bir zamanlar, bilgi yarışmaları pek bir revaçta idi. O yıllar televizyonun krallığını ilan ettiği, internetin esamesinin okunmadığı yıllardı. Hiç unutmam günlerden bir gün bir reklamda "nobran" diye bir kavram kullanıldı. Kız, erkek arkadaşına kızmış ve hakaret maksatlı "çok nobran bir insansın" demişti. Sonraki günlerde ne kadar bilgi yarışması varsa hepsinde bu kelimenin anlamı sorulmuştu. Ardından pop…

Bakar Çekerlik Derecesi Gittikçe Yükseliyor

..Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşk kağıda yazılmıyor mihriban..

..Resmimi çeke çeke her dem
Gözlerini çeke çeke benden..

Yukarıda sizler için bir türkü ve bir de şarkıdan iki mısra paylaştım. İlk bakışta bir anlam ilişkisi kuramamış olabilirsiniz ama aşağıdaki yazıyı tamamladığınızda yukarıdaki paylaşım sizin için bir şeyler ifade edecektir.

Malumunuz son yüzyılın ilk çeyreğinde, Okur Yazarlık yerini Bakar Çekerlik'e bıraktı. Yeni çağda insanlar okuduklarını anlama, anladığını anlatma, duygularını kağıda dökme, döktürme gibi eylemlerden oldukça uzaklar. Şimdilerde her kişi ruh halini bir fotoğraf karesi ve ya kısa süreli videolar ile anlatmakta. Muhatap ise bu ruh haline karşı tepkisini, küçük resimler diye Türkçeye çevirebileceğimiz imojiler ile vermekte. Yazının icadından önceki "ilkel çağlar" diye isimlendireceğimiz çağlara geri dönüş akımı içerisinde bilinçsizce sürüklenip gitmekteyiz. Hani o dönemlerde de "tabletli eğitim" pek bi modaydı. İnsanlar taştan tab…

İstanbul Hatıraları

HERKES NEREDE? Şu yirmi milyonluk diyarda son bir kaç gündür herkesin saklambaç oynadığını düşündüm durdum. Sokaklarda gereksiz bir sakinlik ve sessizlik vardı. Anlamsız ve alışılmadık bir haldi bu. İnlerle cinlerin tek kale maç yaptığı mahallelerde bir başıma yürürken tedirgin oluyordum. Her sabah "acaba asker yönetime el koydu üstüne bir de sokağa çıkma yasağı vuku buldu da bir tek benim mi haberim yok" diye sorup duruyordum. Nihayet bugün her şey eski haline dönmüştü. Bu yüksek katılımlı saklambaç oyunu son bulmuş gibiydi. Hafta sonunun ve güneşin payının duruma etkisi büyük şüphesiz fakat bu kez de karşımda duran o mahşeri kalabalık, şenlik varmış, bayrammış gibi hissettirdi. Herkes tezkeresini ya da beraat kağıdını almış da uzun zaman sonra özgürlüğüne kavuşmuşcasına heyecan içerisindeydi. 
İSTANBUL SANA SESLENİYORUM.
Ey Şehr-i İstanbul, sakinken makyaj yapmayan kız gibi solgun ve hasta görünüyorsun, kalabalıkken ise hiç görünmüyorsun. Ama olsun. Ben seni her hâlinle seviy…

Ey Aşk Geldiysen...

Bunlar Hep Aşksızlıktan!!!
Efendim, malumunuz Firavun'un piramitlerinden daha sağlam ve daha güçlü olduğunu düşündüğüm Maslow abimizin oluşturduğu bir "İhtiyaçlar Piramidi"miz var. Bu piramidin yemek içmek ve bir çatıya sahip olmaktan sonraki evreye yerleştirdiği "ihtiyacımız" sevmek-sevilmektir. Bu gerçekliği Maslow dile getirince beğenen ama "sevgi karın doyurmuyor" cümlesi ile koskoca piramidi özetleyen Ayşe Teyze'yi kınayan ben, sen, o, biziz.. Ne zaman ki "İki gönül bir olunca samanlık seyran olur"a iman etmişiz, Maslow'un piramidini de Ayşe Teyzenin öğütlerini de işte o gün, öğle yemeği olarak yemiş bitirmişiz. 
Efendim, fikrimce yemek içmek ve barınmaktan daha büyük bir ihtiyaçtır sevmek-sevilmek. İnsan bedeni açlıktan ölebilir ama bu durumda "ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez" denir. Ruhun gıdası sevgidir. Sevip sevilmeyen insan manen ölür ve öldürür. Ölümün en acısı işte budur. 
Efendim, bizi madden doyurdular, karnımız…

Kitap Notları- 2017

Blogların kitap tanıtım yazılarını takip etmeyi seviyorum. Bir kitap herkes için farklı şeyler ifade eder. Adı aynı olsa da okunan kitap farklıdır aslında. Hep bir kitap arkadaşım olsun isterim. Aynı kitabı okuyup farklı şeyler anlasak, sonra anladıklarımızı birbirimize anlatsak.. Fakat mevcut çağda Facebook arkadaşlığının ötesini hayal delilikle eş değer. 

2016 yılında bolca kitap okudum elhamdülillah. Belki de çok uzun zamandan sonra bağımsız olarak bu kadar çok kitap okudum. Her biri ayrı telden çalan kitaplardı bunlar. Tam bu esnada çalışma masamın üzerindeki kitaplara bir göz gezdirdim de Tarih, Psikoloji, Deneme, Otobiyografi, Roman olmak üzere bir çok türde eser okumuşum. 

Çook geçmişten gelen bir adetim vardır. Okuduğum kitaplarda beni etkileyen yerlerin altını çizer, sonra onları "Kitap Defteri"me yazarım. Kitap defterimde her sayfa okuduğum bir kitaba aittir. Bir sayfada okuduğum kitabın adı, yazarı, içeriği, okunduğu tarih ve kitaptan alıntıladığım cümleler yer alır…

Selamun Aleyküm Yine Ben :))

Selaaaaaamuuunnn Aleyküüüüüüüüm,

Çok uzun zamandır buralara uğramaz oldum. Belki bir yerlerde birileri "acaba Semavi'ye bir şey mi oldu" diye merak etmiştir diye umuyorum :)) Kimseden bu konuda bir mesaj almadım gerçi, "olmasan da olur" diyorsunuz içinizden biliyorum. Ama sağlık olsun. Bu cümleyi kuruyor olmanız bile biraz olsun benimle ilgilendiğinizi göstermez mi? Bana bu da yeter..
Efendim, son bir aydır bir misafirim vardı. Taa Erzurumlardan valideciğim teşrif etmişlerdi. Evimi şenlendirdi, yüzümü güldürdü ve bir ayın sonunda o biricik memleketime yani "diyar-ı dadaş"a geri döndü. Annem buradayken bilgisayarla meşgul olmak, arkadaşlarımla takılmak vb.. işler ona karşı saygısızlık olur kabilinden buraları ıssız ve sessiz bıraktım. Tabi yoğun çalışma tempomun da duruma etkisi yadsınamayacak derecede.
Peki son bir ayda neler oldu hayatımda.. Az sonra!!!
Öncelikle bir "Asil Öğretmenliğe Geçiş Sınavı" atlattım, ardından bu sınava bağlı bir mülaka…