Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Keramet Kimde?

Keramet Kavukta mı?

Bundan yıllar yıllar önce "hoca, hoca.. şuncacık yazıyı nasıl okuyaman? başındaki kavuğundan utan!" diyen densizlere "keramet kavuktaysa al da sen oku o zaman" diyen hoca favorimsin, Bugün yaşıyor olsan takip listemdeydin.

Şekilcilik başa bela.. 

Yine bundan yıllar yıllar önce diyanette gönüllü hocalık yapmak istemiştim de "yeterlik belgeniz olmadan olmaz" demişlerdi. Aradan bir sene bile geçmeden istedikleri belgeyi alıp yeniden kapılarını çaldığımda "hocam hoşgeldiniz" diye buyur etmişlerdi. Halbuki o günle bugün arasında hiç fark yoktu. Ben yine aynı bendim. 

Sonra aradan yıllar yıllar daha geçti. Bu sefer de öğretmen ben oldum ama "aday öğretmen" ben!!
Ne kadar sorun yaşadıysam aday öğretmenliğimle ilişkilendirildi. Bugünün dünden pek de bir farkı yokken, ben yine aynı öğretmenken çok az bir zaman sonra inşallah "asil öğretmen" olacağım. Bakalım o zaman neler değişecek? 

Aldığım belgeler ile beni değerlendir…

Gülmek Lazım

Milyon tane what'sap grubum var..
Hergün yanlışlıkla bir gruba göndereceğim gönderiyi bir başkasına gönderiyor ve rezil olmanın doruklarını zorluyorum..

Geçenlerde gayet entel dantel bir grup olan "okuma grubu"na evleneceğim eşte aradığım kriterleri gönderince jübilemi yaptım formamı çıkardım astım.

Baktım kendimi yeterince aştım. O gün daha fazla rezil olamam deyip bildiğin ne kadar espiri varsa yaptım. Sonunda "sen neymişsin arkadaş, yazarken başka yaşarken başka biri oluyorsun" iltifatına mazhar olmayı başardım.

Hep belediyelerin bünyesinde, sokaklarda insanları eğlendirecek elemanların olması gerektiğini düşünürüm. Hayat yeterince sıkıcı ve ciddi. Belki de en çok ihtiyacımız olan şey gülmek..

Evet belki birileri tebessüm etsin diye kendimi feda etmiş olabilirim ama pişman değilim..  Yine olsa yine yaparım :-D

Söylemezsem Olmaz

Geçtiğimiz günlerde bir magazin programında Kürk Mantolu Madonnayı hali hazırda yaşayan bir ünlüyle özdeşleştirip boş beleş sallayarak kendini rezil eden bir magazinci sosyal medyanın diline fena dolanmıştı. Haksız da değillerdi hani.. Mesele malum kitaptan haberdar olmayışı değil, kitabı yalayıp yutmuş edası ile davranışıydı. 

Yukarıdaki video ise bugünden. Yine bir magazinci ve yine ünlü bir isim söz konusu. Üstelik bu isim Madonna'dan daha ünlü. (En azindan öyle olmasını umuyorum) 
EBU DAVUT

Ebu Davut, Peygamberimiz (sav)in hadis-î şeriflerini içerisinde barındıran bir kitabın müellifi. Peygamberimiz'in sözleri sıradan sözler olmadığı için onun hadislerini zİkrederken güvenilir hadis kaynaklarının  hangisinden alıntı yapıldığı da sona eklenmelidir. Gülben Ergen de bilerek ya da bilmeyerek böyle bir şey yapmış sağolsun. Ama bizim magazinci arkadaş bu hadisin altına Ebu Davut yazıyor diye hadisi ona hamletti. Romeoydu Hamletti bilmem ama bu hata Kürk Mantonun dahi altına saklanm…

Bekir Develi İle Ünlü Mamuller

Bundan bir kaç sene evvel, henüz talebe statüsünün altını çizmekle meşgul olduğum yıllar.. Bekir Develi'nin Erzurum'a bir gösteri için geleceğini duydum. Gösterinin içeriğini bilmiyordum ama gitmeliyim diye düşünüyordum. O günler bir hayalim vardı ve bu hayalimi gerçekleştirmek için çok şeyden vazgeçmem gerekiyordu. Nereden bilecektim ki vazgeçmem gerekenler arasına bu gösterinin de adını yazdıracağını. İzleyememiştim. İzleyenlerin "çok şey kaybettin" sözlerine fazlaca üzülsem de "nasip" demiş, sukuta geçmiştim.

Aradan yıllar geçti. Bugün, yıllarca başlamasını beklediğim hayalimi yaşamakla meşgulüm. (elhamdülillah) Bununla beraber hayalimi elde etmek için yolda bıraktıklarımı hediye paketi ile süslenmiş allı pullu karşımda görüyor olmak, olan bitene acayip güzel bir tat katıyor. Yeme de yanında yat misali, her şey çok lezzetli..

Nihayet bugün, o gün gidemediğim gösteriye gittim. Gösterinin ana fikrine vakıf olunca, neden o gün değil de bunu bugün yaşamam gere…

Şerefsizim Benim Aklıma Gelmişti

Ne zaman aklıma bir şey gelse daha önce başkalarının aklına geldiği ihtimali aklıma geliyor hevesim kaçıyor.

Şerefsizim, ya benden önce ya benimle ya da benden sonra düşünüyorlar ama hep benden önce harekete geçiyorlar.

Acil telgrafları, yıldırım nikahlarını, hızlı trenleri kabullendim de bu durumu bir türlü kabullenemiyorum. 

Ben kendi kendime "neden her şey bu kadar hızlı" diye sorarken bir yerlerde bu sorunun cevabının bulunmuş olma ihtimaline çıldırıyorum..

Bu ilerleyişe yetişemiyorum. Bir stop, Allah aşkına!! Bir es, Kurban olayım. Nefes nefeseyim koşamıyorum..

Madem aklın yolu bir, ben bir ağaç gövdesinde mola veriyor, yolu size bırakıyorum.. 

Hayırlı yolculuklar efendim :))

Allah'a İsyan Edilen Şarkılar

Bir Kur'an dersi nasıl Aleyna Tilki'nin şarkısına bağlanabilir?Eğer dersi ergenlere veriyorsanız çok zorlanmayacağınızı söyleyebilirim. 
Kâf harfinin mahrecini anlatıyorum. "Kâğıt de kızım" diyorum. "Kağıt" diyor. "Kâzım" de diyorum "Kazım" diyor. Ne yaparsam yapayım Kâf harfini Kaf olmaktan kurtaramıyorum. Tekrar ediyorum: Kâ..ğıt  Kâ..ğıt
Bir öğrenci "Kâğıt kesiğinden daha çok çok acıtır" diye bir şarkıyı mırıldıyor, harf saklandığı yerden oracıkta çıkıyor. Çocuk ardından "tövbe tövbe" demeyi de ihmal etmiyor tabi  :)
Ardından Temel Dini Bilgiler dersine giriyorum. "Hocam" diyor bir öğrenci, "ben şöyle şöyle bir şey duydum, şu şöyleymiş de böyleymiş, doğru mu?" "Yavrum" diyorum "Eğer bir soru soracaksan Kur'an ve Sünnet çerçevesinde olsun, mışlı mişli olmasın" "Yani bana mış mış la miş miş le gelme" Arka sıralardan bir öğrenci başlıyor "mış mış mış da miş miş mi…

O Bir Manyak: Orkun Işıtmak

O biiir, manyak..

Gün gelir de bir gün Beyaz Show'a konuk olursa kesin böyle sunulacaktır insanlara.. Onu anlatmak için başka bir kelime bulamıyorum. "Adam aşmış arkadaş" diyorum, susuyorum. 
An itibariyle,
Yok artık..
Oha..
Ve bilumum şaşırma edatını bir nefeste kullansam az gelecek bir şahsiyet ile karşı karşıyayız. 

O biiir, Youtuber.

Televizyon eşittir dram olaberi yuotube verdim kendimi. Eğlenceli kanalları takip ediyor, günlük enerjimi böyle depoluyorum. Takipte olduğum kanallardan biri de "Orkun Işıtmak"ın kanalı. Çocuk, efendi bir kere. Ağzı bozuk değil. Seviyeli videolar çekiyor. Asla ve asla sinirlenmiyor. Aksine gereksiz pozitif enerji yayıyor. (Enerji savaşlarının gırla arttığı bir dönemde israf, yazık, günah valla) Ama en önemlisi herkesin yapmak isteyip asla yapamayacağı şeyleri herkes yerine o yapıyor.

O biiir, lambadan çıkan Cin..

Dile benden ne dilersen diyor.. Demekle de kalmıyor her dileği de yerine getiriyor. Milyon dolar verseniz asla yaptıramayacağ…

Hapşırınca Ne Denir?

Geçenlerde Youtube'da "Koreli birinin Türkiye'de şaşırdığı 5 şey" ile ilgili bir video izledim. Malum kişinin şaşırdığı şeylerden biri de hapşırınca "çok yaşa" denmesiymiş. Sırf bu yüzden başlarda kendini tutup hapşırmamaya çalışıyormuş, Koreye dönünce ise insanlar hapşırınca "çok yaşa" diyesi geliyormuş. Böyle enteresan bir mevzuya sırf renk katsın diye "o da bir şey mi biz de bir adet var onu yapana rastlasaydın küçük dilini yutardın" sadedinde bir iki cümlelik yorum yazma gafletinde bulundum. Bahsettiğim mevzu Peygamberimiz (sav)'in sünnetinden bir adetti aslında.

Hapşıran "Elhamdülillah" diyecekti. Diğeri ona "Yerhamukallah"
Sonra hapşıran tekrar "Yehdina ve Yehdikümullah" diyecekti bu böyle gidecekti.. 

Böyle bir yorum yazma sebebim derinlerde bir tebliğ amacı gütse de esasında "bu durumda hiç hapşırmak istemezdi herhalde"ye vurguydu aslında. Gel gör ki mevzu yine sulandırıldı ve yorumumun al…

İslami Evlilik Sitesi Olur Mu?

Oradan çok mu evde kalmış görünüyorum acaba? Google dahi bana bir ayakkabı reklamları gönderiyor bir de evlilik sitesi reklamları.. 

Efendim insanın başına ne gelirse meraktan. Hz. Adem ile Havva merak edip o malum meyvanın tadına bakmasaydı her şey bambaşka olabilirdi belkide.. Bu düşüncemden dolayı öyle her şeyi merak etmem, etsem de etmemiş gibi davranırım. Fakat şu sıralar benim mi yoksa şeytanımım mı boş vakti çok bilemedim gereksiz meraklarımı tatmin etme derdine girdim. 

Bir çöpçatanlık sitesinin reklamı var malum. İslami evlilik vaat ediyor hani. Eminim sizinde karşınıza çıkmıştır çoğu zaman: "gönüldensevenler.com" 

Dedim bir girip bakayım mevzu nedir. Helal damgasını hak etmekte midir? Üye olmak için bir takım sorular soruluyor. Kayıt formunun içinde "namaz kılıyor musunuz, içki içiyor musunuz, oruç tutuyor musunuz, dininizden taviz verir misiniz, bir tarikat ya da cemaate bağlı mısınız" gibi ilginç sorular var. Hatta formun bir örneğini çıkarıp görücü usulü …

Nefret Edilecek 3 Şey

Üç şeyi affedemem..

1.Konuşunca yalan söyleyeni
2.Söz verince sözünde durmayanı
3.Emanete ihanet edeni..

Peygamberimiz (sav) bu üç şeyin münafıklık alameti olduğunu zikrediyor. Mehmet Akif Ersoy, arkadaşı ile sözleşir ve arkadaşı oldukça makul bir sebepten sözünde durmaz. Buna rağmen Mehmet Akif arkadaşıyla altı ay boyunca konuşmaz. Bu hatırayı her hatırladığımda "Ben de olsam onun yerinde aynısını yapardım" diyorum kendi kendime. Tanıyorum kendimi, falan saatte falan yerde olalım diye sözleşmişsek eğer en az 10 dakika önce o yerde hazır ve nazır olurum. Ekilen de dikilen de sökülen de hep ben olurum. Bir şey bana emanet edilirse canım pahasına onu korurum. Yalan söylemiyorum dersem en büyük yalanı söylerim ama mümkün oldukça yalandan uzak dururum. Kendimi övmek için bu yazıyı kaleme almıyorum elbette de kişi kendinden bilir işi ya karşımda da böyle bir insan bulmak isterim, bulamam. Bulamayınca da çıldırırım, silerim. Çeker giderim.

Ne yazık ki mert memleketimin mert insanlarınd…

Yar Bana Bir Eğlence Medet

Yar bana bir eğlence medet..
Yar bana bir eğlence medet!!

Hayat sizce de çok sıkıcı değil mi?

Gazı kaçmış kola gibi mesela.. Yoğurtsuz sarma, maydanozsuz salata.
Her Hacivat'ın bir Karagöz'e ihtiyacı var, her Edi'nin bir Büdü'ye.

Hayat sizce de çok sıkıcı değil mi? Komedi dizisi bile kalmadı ekranlarda.. Talk Show'ları arar oldum. Gülmek için Hazırol'da bekliyorum, gıdıklayan yok :)

Karadeniz'e tayin mi istesem acaba? Bakırköy'e mi gitsem arada..
Ne yapsam bilmiyorum.

Yar bana bir eğlence MEDEEEEET!!!


Anne

Star'da bu akşam "Anne" isimli bir dizi yayınlandı.
Bu dizi hakkında bir şeyler yazmazsam ince hastalığa yakalanabilirim. Son bir saatte en az bir senelik gözyaşı döktüm. En son bir kurguya iki sene önce filan böyle ağlamıştım. (Kırgın Çiçekler'in ilk bölümüne)
Bu iki hikayenin bu kadar etkileyici olmasının sebebi hiç şüphesiz üste kurgu tanımını kullansam da tamamen gerçek hayatta var olmaları aslında.

Benim bam telim "yetim çocuklar"dır. Söz konusu bir yetim olunca duran sular gözyaşı olup akıyor gözümden. Ne yazık ki öğretmen olduktan sonra daha fazla yetim, suistimale uğrayan, ihmal edilen vs.. çocukla tanıştım ve her gün daha da fazlası ile tanışıyorum. Ne yazık ki neredeyse ders verdiğim her sınıfta dizide işlenen konu ve benzeri konulara örnek teşkil edecek bir çocuk bulunuyor. Ne yazık ki her sınıfta bir savaş mağduru çocuk da bulunuyor. Ve ne yazık ki bu olan bitene şahit ama çaresiz kalan birden çok da öğretmen bulunuyor. 

Mesela sürekli gülen bir öğr…

Başarının Sırrı Nedir?

Şimdilerde tarih kitaplarına merak sardım. Tarihi bir semtte yaşıyor olmanın bu duruma etkisi büyük elbette. Elimde Yavuz Bahadıroğlu'nun "Fatih Sultan Mehmed" isimli kitabı var. Kitapta Fatih'in İstanbul'u fethetme destanı anlatılıyor. Bunu nasıl başardığı sayfalarca mevzu bahis ediliyor. Esasında başarı hikayelerini tek cümle ile izah yeterli.
İnandı ve başardı!!
Bence her başarılı insanın arkasında bir "iman kuvveti" var. İnsanlar için her şey mümkün, bir inansalar. Bakın Fatih fethe giderken ne diyor: "Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni" Bu inançla Tarık bin Ziyad, yaktırmıştı gemileri. Bir zaman ateş hattında "ya İstiklal ya ölüm" diyordu birileri. İman işte böyle bir güç. Bu gücü 15 Temmuz'da yakinen gördü gözlerimiz. Ve görecek gelecekte, daha nice sahnede eminiz. Ben bunları düşünürken Ankebut Suresi düştü düşüme. Şöyle diyordu ayette: "Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir…

Allah'tan "Uzak" Doğu

Youtube'da yabancı ülkelere ait tatların denendiği videoları zevkle izliyorum. Bu videolardan birinde Uzak Doğu mutfağının o nadide tatları mevzu bahisti. O kadar acayip şeyler denendi ki midem, "bize müsâde biz artık kalkalım" dedi ve arkasına bakmadan gitti.. Videonun sonunda yemekleri tadan adam ise "Allah'dan uzak doğu yoksa yanmıştık" dedi ve durumu bir cümleyle özetledi.


Bugün marjinal bir öğretmen arkadaşla Uygur Türklerinin işlettiği bir lokantaya gittik. Yemekleri o seçti. İsimlerini bilmediğim şeylerden biri Kore dizilerinden bildiğimiz Ramen'e benziyordu. Diğeri Cağ Kebabı'nın çakma versiyonuydu. Ortaya ise yine Kore dizilerinden aşina olduğumuz tavuklu, ıspanaklı, patatesli, bol baharatlı ve soslu bir güveç konmuştu. İçecek ise çorba tasında sunulan uzak doğu çaylarından biriydi. 

Yeniliklere çok da açık olmayan bünyem, "ekmek yok mu ekmek?" "bir de su alabilir miyim?" "şimdi bunun üstüne Rize çayı ne güzel gider&q…

Mona Rosa Bugün Bende Bir Hal Var

Atilla İlhan bu şiiri otuzlu yaşlarında yazmadıysa ben bir şey bilmiyorum arkadaş. Nereden mi biliyorum? An itibariyle durum tam da böyle de oradan. Otuzlu yaşlar, "modern sanat eserlerinde" de zikredildiği gibi "evleneceksen gel" yaşlarıdır. Süreç odaklı yenilikçi duygu dünyaları bu yaşlarda sonuç merkezli gelenekçi fikir akımlarına dönüşebilmektedir. Fakat her şeye rağmen gönül ferman dinlememektedir. Akıl dur bir nefeslen derken yürek dört nala koşmak istemektedir. Psikolojide "çatışma" kelimesi ile tanımlanan bu durum, insan bünyesine oldukça tatlı bir acı vermektedir. Şiir dediğin de böyle zamanlarda like almaktadır.
Peki ey okuyucu, sana şiirler retweetleten bu derdin dermanı ne ola? Gel gelelim bu duruma..

Ne demiş bir atamız, "Madem bu denli seversin, var git yârinle hasbihâl edesin" Yani "seviyorsan git konuş bence" :))


O'nun Hocası Olmak

Siyer Hocası olmanın güzel tarafları..
Nihat Hatipoğlu kadar olmasam da iyi bir siyer anlatıcısıyımdır. (mütevazilik akıyor her satırımda) Hatta geçen sene "Hz. Muhammed'in Hocası" diye namsalmıştım okulumda. Dersin Adı Hz. Muhammed'in Hayatı,  yeni nesil de 140 karakterle konuşma hastası olunca böyle bir hata ortaya çıkıyor esasında. Yoksa ben kim,  O'nun hocası olmak kim..
Ne yazık ki bu sene o dersleri ben anlatmıyorum. Sabah bir öğrencim, "hocam kitabınız burada siz yoksunuz" dedi. Sabah sabah yine beni benden etti. Kitabım :-) kitap yazmışım da haberim yok..
O'nun hayatının anlatıldığı bir kitapla hatırlanmak, onun ismi ile yanyana anılmak bile farklı bir duyguya büründürüyor insanı.
Şimdi daha iyi anlıyorum, Nihat Hatipoğlu gibi hocaların neden bu kadar sevildiğini. Marifet onlarda değil bende de bu işi yapanlarda da.. O'nun hayatı o kadar muhteşem o kadar büyüleyici o kadar etkili, o kadar güzel ve o kadar özel ki.. Onu anlatanlar da öyleymis…

Adetli İken Kur'an Okunur Mu?

Bloğumun  adını değiştirip "Bir Öğretmenin Günlüğü" koysam mı acaba?
Gün geçmiyor ki bir eğitim vakasından bahsetmeyeyim. Hayatım okul ev arası bir koşuşturmadan ibaret olunca farklı bir şeylerden bahsetmek zorlaşıyor haliyle..

Bugün mevzu "abdestsiz Kur'an okuma ya da adetli Kur'an okuma" idi. Daha doğrusu 19 Eylül'den beri mevzu bu. Yeni eğitim öğretim yılında Kur'an derslerini bana kitleyen sevgili zümrem, bu sorunla muhatap olmamın en büyük müsebbibidir aslında. İkinci müsebbib ise ben deniz oluyorum. Çünkü, bir çok öğrenci malum konuyu suistimal etmeye çok yatkın. Ve ben Kül Yutmam :))

Abdestsiz ya da adetli iken Kur'an okuma mevzu konusunda taa fakülte yıllarında hocaları sıkça terletmiş birinin bugün hoca olup öğrencilerini terletmesi çok da şaşılası değil.

Güncel Fıkhi Meseleler diye bir dersimiz vardı. Konumuz abdetsiz Kur'an okuma ya da Kur'an'a dokunma. Mevzu güncel ama fetvalar 1000 yıl önceden.. Haliyle itiraz mekanizmam har…

Burası Gezi Parkı

  Bu ne nefret bu ne kin? Biraz sakin.. Biraz sakin.. 

 Yine İstanbul'lu oldum. Gelirken yanımda kardeşimi de getirdim. Bayramın ilk gününü ailemin yanında, geriye kalan son üç gününü de kardeşimle birlikte İstanbul'da geçirdim. An itibariyle onu memlekete postaladım :) ve ardından Mustafa Ceceli'nin "17 milyon olsun şehir boş ver, sen kaç metre kare yalnızlıktasın'ını" dinlemeye başladım. Yine yalnızım dostlarım yalnızım yalnız. Bir dakika sizi bekleteceğim. Şu "küçük emrah" modunu kapatıp muhabbete öyle devam etsek daha iyi olacak sanki :))

Nerede kalmıştık. Taman hatırladım. Efendim, İstanbul'a adım attık. Ayağımızın ilk bastığı toprak Bizans ruhunun hala yıkılmadım ayaktayım dediği Taksim oldu. Ben de kardeşime Taksim Meydan'ının hemen üst tarafındaki "Gezi Parkı"nı gösterip "İşte burası da o meşhuuur Gezi Parkı. Onca olan biten bu kadar ağaç içindi" diyerek Turistik rehberliğimin ilk cümlesini kurdum. Bu cümleyi kurmam…

Kore Dizileri mi Türk Dizileri mi?

Nedir arkadaş bu Türk dizilerinin çektiği çile.
Şamar oğlanına çevirdik el birliğiyle. Yazık günah valla. Yerden yere vuruyoruz "güzelim" dizilerimizi. 
Bugün ki yazımı  halis muhlis Made İn Turkey dizilerine hak ettikleri değeri vermeye ayırdım. Birilerinin bunu yapma zamanı geldi de geçiyor bile. Bu amacımı gerçekleştirmek için, öncelikle yöntemim o yere göğe sığdıramadığımız Kore dizilerini Türk dizileri ile karşılaştırmak olacak.

Hadi başlayalım:

Madde 1: Kore dizileri 15 bölüm sürerken Türk dizileri 15 sene sürmektedir. Buna rağmen bir çok Kore dizisinde mantık hatası bulunurken Türk dizilerinin birinci bölümü ile sonuncu bölümü arasında akıl almaz uyum dudak uçurtmaktadır.

Bakınız "Kurtlar Vadisi"..
Daha ilk bölümde Polat Alemdar, Elif Eylül'e "ölüm ölüm nedir ki gülüm, ben senin için yaşamayı göze almışım" dememiş miydi? Demişti. Bu sahnenin üzerinden 15 koca yıl geçti ama Polat Alemdar hala hayatta :)) Sözünün eri olmak başka bir şey tabi :))

Madde 2…

Öğretmenler Seminerlerde Ne Yapar?

Öğretmenler seminerlerde ne yapıyor?
Çok fazla bu soru ile muhatap oluyorum. Soru kolay cevabı ise oldukça zor.

Öğretmen olmadan önce ben de çok merak edip tanıdık öğretmenlerle durumu müzakere etme derdine girmiştim fakat hiç bir şekilde açıklayıcı cevaplar alamamıştım. Şimdi aynı sorular bana soruluyor ve ben de yanıt vermekte zorlanıyorum. Bu yazımda elimden geldiğince malum soruna bir açıklama sunmaya çalışacağım.

Edison'un elektiriği, Newton'un yer çekimini, bilmem kimin suyun kaldırma kuvvetini keşfettiği zamanın seminer zamanları olduğu efsanesi dillerde dolanıyor.

Hatta bir çok bekar öğretmenin yuvayı yapan kuşunu bu seminerlerde Avladığı söyleniyor.

Ve de yaprak sarma ve mantı tariflerinin de ilk kez seminer haftalarında ortaya döküldüğü iddia ediliyor.

Dedikodulara göre bu günler öyle mübarek günlermiş ki kimsenin ne yaptığını bilmeden bir çok şey yaptığını fark ettiği mucizevi anlar yaşanıyormuş.

Modern zamanlarda Milli Eğitim'in esnek politikaları sayesinde seminerler…

Bu Film Bir Harika Dostum

Hiç bir sahnesinin sıradan olmadığını sonradan anlayacağın bir film..
Dün yaşadıkların bugün yaşayacakların için birer zemin..
Sen, yarını bile kurgulayamazken yıllar sonrasının yıllar önce kurgulandığı bir gösterim..
Kader diyorum, susuyorum.

Bir zamanlar kazandığım halde okuyamadığım bir okul vardı.
Yıllar sonra kazanıp okuyamadığım o okulda öğretmenim..
Bir zamanlar başörtülüyüm diye alınmadığım bir sınav vardı.
Yıllar sonra başörtülüyüm diye alınmadığım sınavda gözetmenim.
Bir zamanlar doyamadan veda ettiğim bir kurum vardı.
Yıllar sonra o kuruma "merhaba" demekteyim..

Toprağa düşen her bir gözyaşı, bir tohumun cansuyu esasında..
Sabrın sonu, sonsuzluk hattı zatında..

Gün olur devran döner,
Gün olur ateş söner..

Hep gece olmaz elbet bir gün "gün" de olur.. 
Pes Etme!!!





Alaa Wardi ( O bir A Capella Sanatçısı)

Alaa Wardi (Arapça: علاء وردي) 
Son zamanlarda tabiri caizse Arap müziğine dadanmış bulunmaktayım. Sabah akşam arapça şarkılar dinliyor, video klipler izliyorum. Hergün yeni isimler tanıyor, tanıdığıma da ne çok mutlu oluyorum. Alaa Wardi'de bu isimlerden biri. Kendileri bir A Capella sanatçısı. Bir çok popüler şarkıyı A Capella yöntemi ile seslendirmekte. Son zamanlarda çok trend olan video kolajları ile de şarkılara klipler hazırlamakta. Klipleri eğlenceli, sesi güzel, tipi orijinal bir adam.. 1987'de dünyayı şereflendiren Alaa, Suudi Arabistan doğumlu, İran asıllı bir insan kişisi.
Onu ilk olarak "Anşa Anşa duy sesimi" parçasını Fransızca yorumlarken tanıdım. Tarkan'dan "Şıkıdım"ı söylerken gördüm, şaşırdım. Ardından Arap Müziğinin evrelerini gösteren çalışması ile kendilerine hayran kaldım. Nihayetinde sabah akşam günde iki kere birer doz almadan yaşayamaz oldum. Gidişat vahim :))


Çevremde bu isme aşina kimse bulamasam da Türkiye'de baya popüler o…

Gurbet mi Sıla mı, Adını Sen Koy

İki ay ömrüm kalmış gibi.. Bir gün gideceğini bilerek yaşamak çok garipmiş. Ne sılaya aitsin ne de gurbete. Gün sayarak yaşamak.. Zaman böyle daha hızlı ve daha mecbur. "Gökyüzüne bak" diyor içindeki ses.. Bu ayı bu yıldızları orada bulamazsın. "İçine çek diyor" Bu havayı bir daha soluyamazsın. "Üşü üşüyebildiğin kadar" Sonra sıcaktan duramazsın.
İki ay ömrüm kalmış gibi.. Ne burası ne de orası evim. O yüzden bu günlerde bu kadar tembelim. Ben oturunca zaman da oturur, Ben yorulunca o da yorulur zannetmekteyim. Ve beklemekte.. Zamana dilek ekmekte.
Madem bir gün gideceğim. Her şey gönlümce olsun. Aramaktan yorulduklarım, beni bulsun.  Gurbetim sılam, Gurbetim selam olsun. Hayatımda iki çift güzel kelam olsun.




Saad Lamjarrad- M3allem- Enty- Mal Hbibi Malou

Saad Lamjarrad..  Arap dünyasının en yeni idolü. 
Said = mutlu, mücerred = soyutlanmış.. 

Her şeyden soyutlanıp yalnız mutluluğa odaklanmış bir isme sahip bu insan kişisi son zamanlarda şarkılarıyla Arap dünyasını kasıp kavuruyor.. Şu sıralar Arapların bir nevi Gangnam Style'lı olabilecek bir çok şarkıyı seslendirip ününe ün katmakla meşgul olan Saad, çocukluğundan beri müzikle ilgileniyor. Saad'in babası ve annesi de ünlü isimler. Saad kendini büyük kitlelere ilk olarak Arap dünyasının "O Ses"ine katılarak duyurmuş. Aslen Fas'lı olan Saad son şarkısı "Muallim"le müzik hayatında zirve yapmış durumda. Ansiklopedik bu bilgilerden sonra gelelim fikr-i cemillerime..

Moroco yani Fas'a hayranlığım çok eskilere dayanır. Youtube'da dolaşırken Fas'ta çekilen bir klip gözüme ilişti. Üstelik şarkının adı "Muallim".. Hem Fas hem Öğretmen kelimeleri algıda seçicilik oluşturunca doğal olarak şarkıya odaklandım. Bu odaklanmada izlenme sayısının 250.…

Bu kaç, 78 Milyon Mu 100 Binler Mi?

 صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ

 "Onlar sağır, dilsiz ve kördür; gerçeğe dönmezler." 

Bu ayet günümüz "batı" toplumlarını anlatan eskimeyen ve hiç eskimeyecek bir ayet.. Görmek istemeyenden daha kör, duymak istemeyenden daha sağır kimse yoktur. Ne yazık ki batı toplumlarının ciddi cerrahi müdahalelere ihtiyaçları var. "Bu kaç" diyip iki parmağını kaldırsan, bir rakam bile sallamaz  "ne diyorsun anlamıyorum" derler. Tenezzül edip kafalarını kaldırmaz, bakmazlar. Senin yaptıkların guinnesse girmeye hak kazansa da takmazlar. Kendi başarıları çöp kadar olsa bir kenara atmazlar. Onlar tırnağı kırılınca feryat figan eden zengin ailenin şımarık kızları gibidir. Biz ise acıların çocuğu..

Onlar dünyayı kurtarırlar pantolunun üzerine giydikleri kırmızı donlarıyla.. Onlar kahramandır biz terörist. Bizim yazdığımız destanı okumazlar. Kendi çizgi romanlarını destanlaştırmakla meşguldür onlar..

Görmediler, gözlerinin içine içine soktuk ama görmediler.…

Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir

Kimileri bu sözün Hz. Ali'ye ait olduğunu kimileri de Atatürk'e ait olduğunu söylüyor. Söz kimin bilmem ama çok sevdiğim bu sözün altına izin verseler ben de imzamı atarım.. 

İlim ve bilim kelimeleri günümüz terminolojisinde anlam ayrılığına uğratılmıştır. Kasıtlı bir müdahalenin sonucu olarak ilim kelimesi dini ilimler için bilim kelimesi ise fenni ilimler için kullanılmaktadır. Kur'an, Hadis gibi ilimler "ilim", Kimya, Biyoloji gibi ilimler "bilim" kelimesi ile kategorize edilmektedir. İlim kelimesinin merkezine Allah, bilim felsefesinin merkezine materyalist anlayışlar yerleştirilmektedir. Ben bu seküler anlayışı kabul etmiyorum, edemiyorum. Bu gün ki anlamlarıyla ilim de bilim de marifetullah'a ulaştıran iki yoldur. Eğer ilim ya da bilim adını verdiğiniz sizi marifetullahtan yani Allah'ı bilmek, bulmak, tanımak, anlamaktan uzaklaştırıyorsa o ilimde ve ya o bilimde bir hata aramalısınız. Bir yerlerde bir şeyler yanlış gitmiş olmalı, iyice bakm…

Yeni Bir Ev için Gerekli Malzemeler

Yıllardır hayalini kurduğum, bir gün maddi gücüm olursa yapacağım ilk işler listesinin ilk maddesini yapmamı sağlayan Allah'a ne kadar hamd etsem azdır..

Canım annem yaklaşık 40 senedir "evli" bir kadın. Fakat yaklaşık kırk senedir ev denilebilecek bir mekana sahip olamamış bir kadın. Onu rahat ettirme hayalim az da olsa gerçekleşme zeminine ulaştı çok şükür. 

Son bir aydır memleket kazan ben kepçe seramik, laminant, kapı, boya, stropiyer, duş teknesi, ankastre Vs.. Adını sanını bilmediğim bir çok şeyin alışverişiyle meşgul oldum. Çok yoruldum ama değdi. 

Ne kadar inşaat firması varsa gezdim. İnternet üzerinden de bir çok alışveriş yaptım. Hızlandırılmış, uygulamalı iç mimarlık dersi aldım desem yeridir.

Artık yaşanılası bir evimiz var..
Şimdi sırada eşyalar..
Yeni görev, buzdolabını boyama, kanepelerin ayaklarını değiştirme.. Tasarım ürünler oluşturma aşamasına da geçtiğime göre, zirvede bırakıp diyar-ı İstanbul'a dönsem mi acaba? Hiç dinlenemedim zira..


Asrın Destanı

O an, kıyametin provası.. Dudaklarda acziyet duası.. O an, durdu zaman.. Yüreklerde dehşetli bir ateş.. O an, kim dost kim kalleş.. Ve beklenen kahraman.. Tek yürek bir vatan.. "Dokuuun!" diye haykırıyordu.  Bas o düğmeye, uyandır bizi.. Su serp yangınımıza..  "Kum bi iznillah" de  Kalkalım! Bir daha oturmamak adına.. "Öl" de ölelim.. "Onlara ölü demeyin" diye anılmak uğruna.. Tanklara karşı çıplak ayak koşalım. Kurşunlara bağrımızı korkmadan açalım.
Dokun bize. Dokun yüreğimize.. Şehadet şerbetini baba oğul içelim.. Vatanımız için canımızdan göz kırpmadan geçelim.. Sadece bir dokun, Nene Hatunları, Kara Fatmaları meydanlara dökelim. Cılız ama yürekten bir ses, hatta bir nefes yeter.. Sevri hatırlamamıza.. Ayneyn tepesinin mücahidi olmamıza.. Mekke akşamından Medine sabahına uyanmamıza.. Bir nefes yeter.
"Üzülme, Allah bizimle" "Korkma!"demeye Bir bakış, bir kaş çatış yeter.. 
Sokakları yuva yapmaya Üç gün de sadece bir saat yatmaya Vatan hainlerini tek k…

İlahi Senaryo Mutlu Son'suz

Mutlu Sonları sıkıcı bulurum hep. Ne öyle kavuşuyorlar, düğün dernek filan.. Çok renksiz değil mi sizce de? Son dediğinde gözyaşı olmalı, ağır dram barındırmalı.. Unutulmamalı..

Hayat da öyle bir şey değil midir? Sen dünyaya geldin diye dünyaların kendilerinin olduğu insanlar yok mudur bir yerlerde.. Sen ıngalarken gülen insanlar ne çoktur gerilerde.. Sonra veda zamanı gelir, filmin sonunda hep göz yaşı vardır. Her ölüm erkendir nedense.. Sen giderken gözyaşları bırakırsın ensende.. 

Dünya sahnesinde sergilenen her senaryo klişelerle örülmüş bir kurguya sahiptir. İstisnalar kaideyi bozmaz elbette. Mutlu başlar mutsuz biter. Başrol eninde sonunda sahneyi terk eder. Perde kapanır, oyuncular ya tekbirle ya alkışlarla uğurlanır.. Fakat film burada bitmez aslında. İlahi senaryo mutlu sonsuzdur esasında.. 

İsrafil'in suru ile ikinci seans başlar, herkes koltuklarına koşar. Zira filmin en heyecanlı yerinde ara verilmiştir ve seyirciler heyecan içerisindedir. Kimse bundan sonra ne olacağını …

Bayram Günlüğü

Talebe olarak çıktığım memleketime Muallim olarak döndüm. Benim için değişen  bir şey olmadı aslında. Zira hayat gayesi "pazara kadar değil mezara kadar ilim yolunda.." ilerlemek olan biri için bu yoldaki rolü pek de önemli değil, önemli olan tek şey "yolda olmak"..

Fakat akraba-i talukat bunu böyle anlamamış olsa gerek ki, şahsıma karşı muamelelerinde büyük değişiklikler hissettim. Bu değişiklikler olumlu anlamda elbette. Benim adıma benden daha fazla mutlu olduklarını hissettim mesela. Bu mutluluk, içine hayret duygusunuda harmanlamış, ortada karışık bir hal vuku bulmuş.

Size çok bahsetmedim fakat benim hayat hikayem çoğu insana göre ibretlik bir hikaye. Bir başarı öyküsü.. Yaşadıklarımı yazsam roman olacağı doğru ama kendini övüyor demeyin diye yazmıyorum :)) Özetle "ben sadece öğretmen olmadım, imkansıza kapı araladım" (Allah'ın izniyle) deyim siz gerisini hayal edin :))  Şaka yaptığım doğrudur ama her şakanın içinde bir haklılık payı olduğunu da un…

Mahya'lı Selfie Modası

Hayatım boyunca termometrede gördüğüm en yüksek rakam 35'ti. Onun da başında eksi vardı. Gel gör ki bugün otobüste 41 sayısına şahit oldum. Ben şok ben iptal tabi..

Yüksek Lisans var dediler sabah sabah kıtaları aştım. Avrupa'dan Asya'ya geçtim. Ama hüsran ve artı kırk birle eve döndüm. Şimdi "Evinizde klima bile var daha ne istiyorsunuz?" diyen akrabama kendilerinin gereksiz bir alet olduğunu ima ettiğim gün adına özür diliyorum. Meğer bu, ne mübarek bir aletmiş de haberimiz yokmuş. 

Ben bu şehri bir sabah seherinde bir de akşam serinliğinde seviyorum. İncecikten bir rüzgar esiyor ya işte o zaman kendimi vatanımda hissediyorum. 

İftarları her gün başka bir caminin yanında yapıyorum. Sultan Ahmet'te Nihat Hatipoğlu'nu, Eyüp Sultan'da Serdar Tuncer'i, Yeni Cami'de Mustafa Karataş'ı, Süleymaniye'de de kafamı dinliyorum. Her caminin yanında bir "mahya selfiesi" çekiyorum.

Maher Zain'de benden görmüş olacak ki o da bir "Mahy…

Yüksek Sosyete - Zengin Olunmaz Zengin Doğulur

Dün akşam star'da "Yüksek Sosyete" isimli bir dizi başlamış. Başlamış diyorum çünkü evimde televizyon olmadığı için diziyle bugün Youtube aracılığı ile tanıştım. "Modern bir masal" havası veren hikayenin içine beni çeken cümle "zengin olunmaz zengin doğulur" cümlesi oldu. "İşte bu" dedim. Son bir kaç senedir aynen böyle düşünüyorum. Zengin olunmuyor zengin doğuluyor. Yani asalet, o havalı, iddialı haller, farklı duruş ve yürüşler, karizma falan filan.. sonradan insana verilmiyor.

Şöyle bir etrafınıza bakın. Çevrenizde az sonra özelliklerini zikredeceğim tiplerden mutlaka bulacaksınız. Bu malum tipler, milyar dolarları olan kişiler değildir. Onlarla aynı statüdedirsiniz. Aynı havayı soluyor, aynı mahallede yaşıyor, aynı işi yapıyor olabilirsiniz. Ama bir farkla.. Onlar işe taksiyle gelirken siz otobüsü tercih edersiniz. Beraber aynı anda aynı ortama girdiniz diyelim, onlar mekanın en iyi yerini bulur, bacak bacak üstüne atarak o yere kurulur. …